Yıllardır fuar ziyaretleri yapan biri olarak şunu net söyleyebilirim:
Türkiye’de birçok organizasyonun adı fuar, yapılan iş ise sergi.
Bu iki kavramın birbirine karıştığı yerde kalite düşer, hedef şaşar, sektör yorulur.
Bugün yaşadığımız tablo tam olarak budur.
Bu bir kelime tartışması değil.
Bu, işin kendisiyle ilgili bir mesele.
Ucuz Mal Pazarda, İyi Mal Doğru Vitrinde Olur
Fuar, pazaryeri değildir.
“Kim gelirse gelsin” anlayışıyla kurgulanan alanlar fuar olmaz.
İyi ürün, doğru vitrine çıkar.
Nitelikli alıcı, seçilmiş katılımcı ister.
Ama bugün birçok organizasyonda katılım kriteri yok.
Parası olan giriyor,
standı alan kalıyor,
sonra da “neden kalite düştü” diye konuşuluyor.
Oysa kalite tesadüf değildir.
Bilerek ve isteyerek inşa edilir.
Fuar Şirketleri Satıcı Gibi Davranamaz
En temel sorunlardan biri burada başlıyor.
Fuar şirketi, metrekare satıcısı değildir.
Fuar şirketi, sektörün küratörüdür.
Bir fuara katılmak hak değil, seçilmişlik olmalıdır.
Firmalar sıraya girmeli.
Başvurular değerlendirilmeli.
O fuara girebilmek için şartlar konmalıdır.
Dünyadaki saygın fuarların tamamında sistem böyledir.
Herkes giremez.
Girene de “herkesle aynı” muamelesi yapılmaz.
Aynı Ürün, Aynı Stant, Aynı Hikâye
Yıllardır aynı fuarları gezen herkes bunu fark eder.
Bazı salonlarda zaman adeta durmuş gibidir.
Aynı markalar,
aynı ürünler,
aynı stant düzenleri,
aynı anlatılar.
Bu firmalar elbette kıymetlidir.
Ama fuar dediğimiz şey, yalnızca mevcut olanı göstermek değildir.
Fuar, yeniyi, gelişeni, stratejik olanı görünür kılar.
Yeni ürün yoksa,
katma değer yoksa,
farklılaşma yoksa
orada fuar değil, sergi vardır.
Destek Sistemi de Aynı Yerde Takılı Kalmış Durumda
Bugün destek mekanizmaları işletilirken herkes aynı sepete konuyor.
Yıllardır aynı ürünü satan firmayla,
yeni ürün geliştiren,
stratejik alanlara yatırım yapan,
ilk kez dünya vitrinine çıkan firmaya
aynı oranlarda destek veriliyor.
Bu teşvik değildir.
Bu, mevcut düzeni korumaktır.
Destek sistemi;
yeniyi ayırmalı,
gelişeni ödüllendirmeli,
risk alanı cesaretlendirmelidir.
Aksi halde fuar, değişimi değil, alışkanlığı besler.
Fuarcılık Seçici Olmadan Değer Üretemez
Sayıyla büyüyen yapı fuarcılık değildir.
Kaliteyle büyür.
Her firmayı alan,
her ürünü kabul eden,
her metrekareyi satan organizasyon
zamanla kendi değerini aşağı çeker.
Fuarcılık, biraz cesaret ister.
“Hayır” diyebilmeyi ister.
Standart koymayı ister.
Bugün eksik olan tam olarak budur.
SON SÖZ
Bu yazı boyunca anlatmaya çalıştığımız şey çok net:
Fuarcılık ile sergicilik aynı şey değildir.
Fuarcılık, ticaretin yapıldığı profesyonel bir platformdur.
Ana amacı iş üretmek, ticari sonuç ortaya koymaktır.
Profesyonel alıcıya hitap eder.
Ekonomik karşılık üretmesi beklenir.
Sergicilik ise, içeriğin gösterildiği bir sunum biçimidir.
Tanıtım önceliklidir.
Ticari sonuç şart değildir.
Bugün sorun sergi yapılması değil.
Sorun, sergi mantığıyla kurgulanan organizasyonlara fuar denilmesidir.
Genel ziyaretçiye oynayan,
seçici olmayan,
ticari çıktıyı ölçmeyen yapılar
fuar değildir.
Bu bir eleştiri değil, bir tanımdır.
Türk fuarcılığı;
ancak ne yaptığını doğru adlandırdığı,
hangi organizasyonu neden yaptığını netleştirdiği gün
yeniden değer üretmeye başlar.
Bu ülkede bu işi gerçekten doğru yapmak için çabalayan,
fuarcılığı sadece metrekare satmak olarak görmeyen,
sektörüne değer katmaya çalışan fuarcılar var.
Ve ben inanıyorum ki;
bir gün fuarcıların katılımcı aradığı değil,
firmaların o fuara girebilmek için sırada beklediği bir düzeni de göreceğiz.