Geçen hafta Türkiye’nin en büyük ihracatçıları 2025’i kapatırken, 2026 için hedeflerini ortaya koydu.
Mikrofonlar açıldı, sunumlar yapıldı.

Ama sorular fuarcılığa gelince, cümleler değişti.
Ezber bozuldu.
Ve bu köşede uzun süredir yazılanların sahadaki karşılığı net biçimde ortaya çıktı.

Bu yazı bir özet değil.
Bu yazı, soruların karşılık bulduğu bir yazı.

“Cebimizden Para Çıkmıyor Ama Aradığımız Kalite Yok”

Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Çetin Tecdelioğlu, 2025 fuarcılık tablosunu belki de en net şekilde tarif eden şu cümleyi kurdu:

“Fuar destekleri rakamsal olarak güçlü. Hatta bazı organizasyonlarda katılımcılar neredeyse cebinden para çıkmadan fuarlara katılabiliyor. Buna rağmen 2025’te arzu edilen kaliteye ulaşamadık.”

Bu cümle çok şey anlatıyor.
Çünkü ilk kez biri çıkıp açıkça şunu söylüyor:
Sorun para değil.

Tecdelioğlu, kalite sorununu da net bir yere bağlıyor:

“Türkiye’de düzenlenen fuarlara Avrupa’dan nitelikli alıcıların yeterince gelmediğini görüyoruz.”

Ve en kritik uyarıyı burada yapıyor:

“Uluslararası fuar statüsü kazanmak için Çinli ve Uzak Doğulu firmaların katılımcı profiline dâhil edilmesi sürdürülebilir bir yöntem değil. Gerçek uluslararası kimlik, hedef pazar olan Avrupa’dan alıcıyı Türkiye’ye çekmekle olur.”

Bu sözler, uzun süredir “uluslararasıyız” diyerek kendimizi avuttuğumuz bir gerçeği yüzümüze vuruyor.
Kalabalık olmak, uluslararası olmak değildir.
Çinli firma görmek, Avrupa alıcısını getirmez.

Tecdelioğlu’nun bir diğer net tespiti ise altyapı üzerine:

“İstanbul’daki mevcut fuar merkezleri, metrekare ve altyapı açısından küresel ölçekte büyük organizasyonları taşımakta zorlanıyor.”

Yani mesele sadece organizatörlük değil.
Bu iddiayı taşıyacak fiziksel alan da artık yetmiyor.

“Dünya Küçülüyor, Fuarlar Değişiyor”

İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Güven Karaca, fuarcılığa daha geniş bir çerçeveden bakıyor:

“Dünyada fuarcılık ciddi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Küresel ölçekte bir ivme kaybı yaşanıyor.”

Verdiği örnekler dikkat çekici:

“Bir dönem 18 salonla yapılan MICAM Fuarı bugün 3 salona düştü. Lineapelle Fuarı’nda da benzer bir daralma yaşanıyor.”

Bu tablo bize şunu söylüyor:
Fuarcılık her yerde büyümüyor.
Ama her yerde aynı şekilde de yapılmıyor.

Sektör adına tek ve büyük bir fuar planı olup olmadığı sorulduğunda Karaca net:

“Bugün için böyle bir hedefimiz yok. AYMOD, Aysaf ve Antalya’da düzenlenen fuarlarımız sektörümüz için son derece kıymetli. Yeni bir fuar hamlesi yerine mevcut güçlü organizasyonları desteklemeyi daha doğru buluyoruz.”

Destekler konusunda da açık konuşuyor:

“Yurt dışı fuarlar zaten en üst seviyeden destekleniyor. Yurt içi fuarlar için de daha sade bir teşvik sistemi devrede. Bu alanda herhangi bir şikâyetimiz yok.”

Bir kez daha aynı noktaya geliyoruz:
Destek sorunu yok. Yapı sorunu var.

“Küçük Fuarlar Artık İşe Yaramıyor”

Saraciye Sanayicileri Derneği Başkanı Turhan Akyüz, tartışmayı çok daha sert bir yerden açıyor:

“Sadece Türkiye’de değil, dünyadaki küçük ölçekli fuarların da artık hiçbir işe yaramadığını düşünüyorum. Katılımcı mutlu değil, ziyaretçi mutlu değil. Bu tablo karşısında radikal kararlar almak zorundayız.”

Çin örneğiyle meseleyi sadeleştiriyor:

“Türkiye’de bir fuarda ayakkabı var, çanta yok. Başka bir fuarda çanta var, ayakkabı yok. Çin’deki büyük fuarlara gittiğinizde her şey aynı çatı altında. Alıcı dört-beş gününü orada geçirip tüm ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.”

Bu sözlerin tercümesi basit:
Parçalı fuarcılık, büyük alıcıyı tutmuyor.

“Bu İddia Bu Altyapıyla Taşınmaz”

İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Adil Pelister, fuarcılık tartışmasını başka bir seviyeye taşıyor.

Pelister’in tespiti net:

“Türkiye’nin fuarcılıkta küresel ölçekte rekabet edebilmesi için yeni ve büyük ölçekli bir fuar merkezine acil ihtiyaç var.”

Mevcut yapıların uluslararası beklentileri karşılamakta yetersiz kaldığını vurgulayan Pelister, artık parça parça çözümlerle yol alınamayacağını söylüyor.

Tek çatı altında planlanacak bu merkezin yalnızca sergi alanlarından ibaret olmaması gerektiğinin altını çiziyor:

“Sosyal alanları olan, ulaşımı kolay, güçlü altyapıya sahip, yeterli otopark kapasitesi bulunan ve otellere yakın; ziyaretçiyi ve katılımcıyı aynı anda konforla karşılayabilecek bütüncül bir yaşam ve iş merkezi kurgulanmalı.”

Bu sözler, yazının başından beri konuştuğumuz her şeyi tek noktada topluyor:
Uluslararası iddia, uluslararası altyapı ister.

Destekler Çok Güçlü. Belki de Tarihin En Güçlü Destekleri

5973 sayılı karar kapsamında açıklanan rakamları eğip bükmeye gerek yok.
Organizatörlerin tanıtım faaliyetleri için ayrılan destekler, bakanlık tarafından belirlenen fuarlarda 10 milyon TL’ye yaklaşmış durumda.

Bunu açıkça söyleyelim:
Bunlar, fuarcılık sektörü için bugüne kadar açıklanmış en güçlü destekler.

Devlet tarafında irade var.
“Fuar, ihracatın aracıdır” deniyor ve bunun altı dolu.

Ama tam da bu yüzden şu soru artık kaçınılmaz:

Bu destekler, hangi organizasyon kalitesini şart koşuyor?

Ziyaretçi niteliği ölçülüyor mu?
B2B görüşmelerinin verimliliği takip ediliyor mu?
Fuar kapandıktan sonra kim, ne sattı, ne aldı konuşuluyor mu?

Eğer bunlar yoksa,
organizasyon olur ama organizasyonculuk olmaz.

İhracatçı da Aynaya Bakmalı

Çuvaldızın bir ucu da ihracatçıya batmalı.
Bunu söylemeden bu yazı tamamlanmış sayılmaz.

Fuarı hâlâ katalog dağıtma alanı sanan,
standına gelen herkesi müşteri zanneden,
hazırlıksız gelen firmalar var.

Destek var diye fuara gitmek, ihracat stratejisi değildir.
Fuar; hazırlık ister, hedef ister, takip ister.

Bu zincirin bir halkası kopuksa,
sonuç da kopuk olur.

SON SÖZ

Bu yazıda kimseyi uzaktan taşlamadık.
Söylenenleri yazdık.
Altını çizdik.

İhracatçılar konuştu.
Birlik başkanları konuştu.
Sorunlar saklanmadı.

Şimdi sıra fuarcılarda.

2025 bitti.
Fuarcılık sektörünün de 2025 değerlendirmesini açıkça yapması,
2026 hedeflerini net biçimde ortaya koyması gerekiyor.

Salon salon gezerek,
takvim doldurarak,
“idare eder” diyerek bu ligde kalınmıyor.

2026;
sadece desteklerin yılı değil,
sadece hedeflerin yılı değil,
bir araya gelmenin ve karar almanın yılı olmak zorunda.

Biz bu köşede yazmaya devam edeceğiz.
Çünkü bu sektör,
susarak değil;
yüzleşerek ve birlikte karar alarak büyür.