Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından 19’uncusu düzenlenen İstanbul Hazır Giyim Konferansı, “Yeniden Tanımlanan Değer: Made in Türkiye” temasıyla başladı. Konferansın açılışında konuşan TGSD Müşterek Başkanları Dr. Ümit Özüren ve Toygar Narbay, Türkiye’nin küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmek için farklı sektörleri bir araya getiren ortak bir ülke markası stratejisine ihtiyaç olduğunu vurguladı. Uluslararası markalara ve alıcılara da çağrıda bulunan Özüren, uzun vadeli iş birliklerinin, öngörülebilir siparişlerin ve dönüşüm yatırımlarının tüm değer zincirini güçlendireceğini ifade etti. Narbay ise geçen yıl gündeme getirdikleri Türkiye Markası önerisinin, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sunulan 138 maddelik politika çerçevesinde yer aldığını belirterek, “Ülke markası olmadan ülkenin markaları olamaz” dedi.

Bu yıl 50’nci kuruluş yıl dönümünü kutlayan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından düzenlenen 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı, kamu temsilcilerini, yerli ve yabancı üreticileri, satın alma gruplarını, akademisyenleri ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirdi. Hazır giyim sektörünün önemli buluşmalarından biri olan konferansın açılışı, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Dr. Mehmet Ali Kılıçkaya ve TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren tarafından gerçekleştirildi.

Ümit Özüren: “Farklı Alanlardaki Başarılar Hepimiz İçin Yeni Bir Kapı Açabilir”

Türkiye’de üretilen değerin uluslararası pazarlarda daha güçlü bir karşılık bulabilmesi için farklı sektörlerde elde edilen başarıların birbirini desteklemesi gerektiğini belirten TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren, farklı alanlardan örneklerle Türkiye’nin uluslararası itibarının ortak bir yaklaşımla güçlendirilebileceğine dikkat çekti. Şef Fatih Tutak’ın NATO zirvesindeki menüsünü, bilim insanı Prof. Dr. Canan Dağdeviren’in giyilebilir teknoloji çalışmalarını, futbolcu Arda Güler’in Real Madrid’deki başarısını ve konferans konuşmacılarından Kerem Bürsin’in uluslararası izleyici kitlesini örnek gösteren Özüren, hazır giyim sektörünün de tasarım ve kaliteyle Türkiye algısına katkı sunduğunu söyledi.

Özüren, “Bir şefimizin, bir bilim insanımızın, bir sporcumuzun, bir sanatçımızın veya bir tasarımcımızın başarısı hepimiz için yeni bir kapı açabilir. Türkiye’nin dünyadaki itibarını birlikte büyütebiliriz. Bunun için iş dünyasından akademiye, kamudan sivil topluma, tarihçilerden sporculara ve pazarlama uzmanlarına kadar geniş bir katılımla Türkiye markasını güçlendirecek ortak bir strateji geliştirmeliyiz. Made in Türkiye’nin değerini yükseltmek, Türkiye’de üretim yapan herkesin geleceğini güçlendirmektir” dedi.

“Bilgiyi Üretime Taşıma Hızımız Rekabet Gücümüzü Belirleyecek”

T G S D Görsel 1-1

Türkiye’nin ham maddeden kumaşa, tasarımdan nihai ürüne kadar uzanan üretim yetkinliğine işaret eden Özüren, Avrupa’ya yakınlık, güçlü lojistik bağlantılar ve esnek üretim kabiliyetinin sektörün önemli avantajları arasında yer aldığını belirtti. Bu gücün yatırımlar, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası ortaklarla kurulan güven ilişkileri sayesinde geliştiğini ifade eden Özüren, üniversiteler ile işletmeler arasındaki iş birliğinin artırılması gerektiğini vurguladı.

Özüren, “Üniversitelerimizin araştırma gücüyle işletmelerimizin deneyimini daha sık buluşturmalıyız. Çünkü bilgiyi üretime taşıma hızımız, rekabet gücümüzü belirleyecek. Türkiye’de geliştirilen tasarımların, teknolojilerin ve markaların çoğalmasını bu nedenle önemsiyoruz. Ürünümüzün değerini artırırken bu değerden aldığımız payı da büyütmeliyiz” diye konuştu.

Gençlerin ve Kadınların Sektördeki Rolü Güçlendirilmeli

TGSD Gelişim Akademisi aracılığıyla sektör deneyimini yeni bilgilerle buluşturduklarını ve işletmelerin gelişimini desteklediklerini belirten Özüren, Genç TGSD’nin de derneğin gelecek vizyonunda önemli bir yere sahip olduğunu dile getirdi. Gençlerin sektörde kendi geleceklerini kurabilmeleri için karar alma süreçlerine katılmalarının önemini vurgulayan Özüren, kadınların çalışma hayatına katılımının ve yönetim kademelerindeki temsilinin de güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Özüren, “Gençlerin geleceğimizde yer almasını istiyorsak bugünkü kararlarımızda onlara da yer açmalıyız. Bununla birlikte kadınların çalışma hayatına katılımını ve yönetimde temsilini güçlendirmeliyiz. Fırsat eşitliğini, güvenli çalışma koşullarını ve emeğe saygıyı üretim kültürümüzün temelinde tutmalıyız” ifadelerini kullandı.

Uluslararası markalara ve satın alma gruplarına da seslenen Özüren, uzun vadeli ticari ilişkilerin, öngörülebilir siparişlerin ve dönüşüm yatırımlarında kurulacak iş birliklerinin üretimden nihai ürüne kadar tüm değer zincirine katkı sağlayacağını kaydetti.

Toygar Narbay: “Zemin Düzelmeden Dengenin Kalıcı Olduğunu Söyleyemeyiz”

Konferansın açılışının ardından TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay ile TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç’ın katılımıyla “Kritik Eşikteyiz: Çıkış Yolu Nerede? Raporlar Ne Söyledi, Bugün Neredeyiz?” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Hazır giyim sektörünün mevcut durumunun ve çözüm önerilerinin ele alındığı oturumda Narbay, sektörün zorlu koşullara rağmen üretim kapasitesini korumaya çalıştığını ifade etti.

Geçen yılki konferansta 2026’yı bir denge yılı olarak öngördüklerini hatırlatan Narbay, jeopolitik gelişmelerin ve enerji fiyatlarındaki yükselişin küresel pazarlarda beklenenden daha fazla daralmaya yol açtığını belirtti. Buna karşın pazar çeşitlendirme çalışmalarının kayıpları sınırladığını söyleyen Narbay, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ocak-temmuz döneminde Avrupa Birliği’nin hazır giyim ithalatı yüzde 4,9, ABD’nin ithalatı ise yüzde 8,2 gerilerken bizim kaybımız yüzde 1,5’te kaldı. Kuzey Amerika’ya ihracatımız yüzde 4,6 arttı. Yılbaşından bu yana istihdam da yeniden yükselmeye başladı, konkordato başvuruları yüzde 28 geriledi. Ancak bu tablo bir toparlanmadan çok duraklamaya işaret ediyor. Zemin düzelmeden ve TGSD’nin talep ettiği stabilizasyon dönemi destekleri eksiksiz sağlanmadan mevcut dengenin kalıcı olduğunu söyleyemeyiz.”

Bupa Türkiye, Yönetim Yapısını Yeni Atamalarla Güçlendiriyor
Bupa Türkiye, Yönetim Yapısını Yeni Atamalarla Güçlendiriyor
İçeriği Görüntüle

“Yakın Tedarik Bir Tercih Değil, Bir Sigortadır”

Hazır giyimde rekabet gücünün yalnızca işçilik maliyetleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Narbay, hız, dikey entegrasyon, pazara erişim ve işletme standartları bakımından Türkiye’nin önemli avantajlara sahip olduğunu belirtti. Bu kriterler dikkate alındığında Türkiye’nin 23 ülke arasında ilk sırada yer aldığını ifade eden Narbay, sektörün 2022’den bu yana birim fiyatlarını yüzde 13 artırdığını, üretimdeki yüzde 21’lik kayba karşılık verimliliğini de yükselttiğini söyledi.

Ancak elde edilen kazanımların maliyet artışlarını karşılamaya yetmediğini belirten Narbay, firmaların kârlılığında ciddi kayıplar yaşandığını ve fiyat artışlarına rağmen katma değer artışının sağlanamadığını dile getirdi.

Narbay, “Belirsizliğin önümüzdeki 5-10 yılda azalmasının beklenmediği bir dünyada yakın tedarik bir tercih değil, bir sigortadır. Avrupa için bu sigortanın en güçlü adresi de Türkiye. Kısa terminli, esnek, uyumlu ve izlenebilir bir iş ortağı arıyorsanız aradığınız ortak buradadır” dedi.

Türkiye Markası İçin 138 Maddelik Politika Çerçevesi

Geçen yıl gündeme getirdikleri Türkiye Markası çağrısının somut politika önerilerine dönüştüğünü belirten Narbay, TGSD’nin Strateji Haritası ve Uzgörü 2050 çalışmalarının Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sunulan 138 maddelik bir çerçeveye dönüştürüldüğünü açıkladı.

Narbay, mevcut 86 desteğin 83’ünün yeniden düzenlendiğini ve 55 yeni önerinin hazırlandığını belirterek, Türkiye Markası yaklaşımının da bu çerçevede yer aldığını söyledi. Teşviklerin performans ve nitelik esasına dayanan, ölçülebilir ve merkezi bir sistemle yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Sektörün önümüzdeki üç yıllık yol haritasını üç temel başlıkta ele alan Narbay, ilk olarak ihracatçılara yönelik finansal desteklerin güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Net ihracata yüzde 10 kur dönüşüm desteği verilmesini, kişi başına 3.500 TL olan istihdam desteğinin bölgesel gelişmişlik düzeyine göre artırılarak altıncı bölgede 6.000 TL’ye çıkarılmasını ve finansmana erişim için üç yıllık bütüncül bir destek mekanizması oluşturulmasını önerdi.

Orta Vadeli Program’da emek yoğun sektörlere destek verilmesinin öngörüldüğünü hatırlatan Narbay, bu desteğin kapsamının ve uygulama ayrıntılarının netleşmesi gerektiğini belirtti. Sektörün dönüşüm yatırımlarını gerçekleştirebilmesi için öncelikle şirket bilançolarının güçlendirilmesine ihtiyaç olduğunu vurguladı.

İkinci adımın nitelikli üretimi ve ölçek ekonomisini desteklemek olduğunu ifade eden Narbay; büyük ölçekli işletmelerin sayısının artırılması, iş gücü planlamasının geliştirilmesi, sınır bölgelerinde yeni üretim havzalarının oluşturulması, Doğu’da Serbest Ticaret ve Endüstri Bölgesi kurulması ve Nitelikli Tedarikçi Sistemi’nin hayata geçirilmesi gibi önerileri sıraladı. Marka satın almalarının, ortak showroomların, lojistik merkezlerin, dijitalleşmenin ve yapay zekâ uygulamalarının da bu dönüşümün parçaları olması gerektiğini söyledi.

Üçüncü adımın ise Türkiye Markası’na yatırım yapmak olduğunu belirten Narbay, sektörün büyüme ve katma değer hedeflerini şöyle açıkladı:

“Hacmi artırarak katma değeri yükseltmeliyiz, butikleşerek değil. Mevcut gidişatla 2050’de 30 milyar dolarda kalırız; stratejiyle 39 milyar dolara ulaşırız. Seçim bugün yapılacak.”

“Sektörün Stratejik Sektör Kapsamına Alınması Gerekiyor”

Narbay, konuşmasını Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” sözüne atıfta bulunarak tamamladı. Üretimin temelinde insan kaynağının bulunduğunu vurgulayan Narbay, hazır giyim sektörünün istihdam ve dış ticaret açısından Türkiye ekonomisine sağladığı katkıya dikkat çekti.

Narbay, “Kale yalnız duvarlardan ibaret değildir; kale, içindeki insandır. Bugün 860 bin insan, 50 yıllık know-how birikimiyle her sabah o kalelerde üretim yapıyor, 15,8 milyar dolar dış ticaret fazlası yaratıyor ve Türkiye’nin kilogram başına ihracat değeri en yüksek üçüncü sektörü olarak ekonomiye büyük katkı veriyor. Yalnız bu bile sektörün stratejik sektör kapsamına alınması için yeterlidir” dedi.

Konferansın uluslararası açılış konuşmasını McKinsey Hazır Giyim ve Lüks Moda Sektörü Küresel Lideri Gemma D’Aura gerçekleştirdi. D’Aura, “Yeni Değer Denklemi: ‘Made in Türkiye’ Nerede Kazanıyor?” başlıklı sunumunda Türkiye’nin küresel değer zincirindeki konumunu ele aldı.

Konferansa Hazır Giyim, Tekstil ve Farklı Sektörlerden Destek

  1. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nın ana sponsorluğunu Cotton Council, SANKO ve Beymen üstlendi. Etkinliğin diğer sponsorları ise 1Ci, Aster Tekstil, Burteks, CEVA Lojistik, Control Union, Damat Tween, DHL Express, EİB, Eurofins, Galata Taşımacılık, İTKİB, Koton, Linkyon, Ovido, Penti, Permess, Qualiro, SGS, Style3D, TEB Factoring, Tetaş, Trendyol, TTSİS, Turkish Airlines, USB Certification ve YKK oldu.

İkinci Gün B2B Görüşmeleri Gerçekleştirilecek

Konferansın ikinci ve son günü olan 14 Ekim Çarşamba günü, geleneksel B2B ikili iş görüşmeleri düzenlenecek. Avrupa ve ABD başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerindeki markaları temsil eden satın alma grupları ile Türkiye’deki üreticiler, bire bir görüşmeler gerçekleştirerek yeni iş birlikleri geliştirme fırsatı bulacak.