Her hafta farklı bir fuardayız.

Kimi zaman İstanbul'da...

Kimi zaman Anadolu'nun farklı şehirlerinde...

Yıllardır fuarcılık sektörünü yakından takip eden bir gazeteci olarak, organizatörlerden katılımcılara, ziyaretçilerden sektör temsilcilerine kadar yüzlerce kişiyle sohbet etme fırsatı buluyorum.

Son dönemde ise neredeyse her fuarda aynı konu açılıyor.

Aynı sektörde yıl içerisinde birden fazla fuar düzenlenmesi doğru mu?

Bu soru aslında sadece fuarcılığı değil, sektörlerin geleceğini de ilgilendiriyor.

Çünkü konuştuğunuz kişiye göre cevap değişiyor.

Bir kesim, bunun serbest piyasa ekonomisinin doğal sonucu olduğunu savunuyor.

"Rekabet varsa kalite artar."

"Firmalar tercih yapar."

"Herkes daha iyisini yapmak zorunda kalır."

diyor.

Diğer tarafta ise bambaşka bir görüş var.

"Artık aynı sektörde bu kadar fuar olmamalı."

"Katılımcı da bölünüyor, ziyaretçi de."

"Yabancı alıcı hangi fuara geleceğini şaşırıyor."

görüşünü dile getiriyor.

Peki hangisi doğru?

Aslında iki tarafın da haklı olduğu noktalar var.

Ben hiçbir zaman tekelleşmeyi savunan biri olmadım.

Çünkü tekelleşme, zamanla gelişimi yavaşlatır.

Rekabet ise hizmet kalitesini artırır, organizasyonları daha iyi olmaya zorlar.

Ancak burada gözden kaçırmamamız gereken çok önemli bir ayrıntı var.

Rekabet başka şeydir, bölünmüşlük başka şeydir.

Bugün dünyanın en güçlü fuarlarına baktığımızda sektörlerin büyük bölümü tek bir güçlü organizasyon etrafında birleşiyor.

Çünkü herkes biliyor ki...

Ne kadar güçlü katılımcı...

Ne kadar güçlü alım heyeti...

Ne kadar fazla uluslararası ziyaretçi...

O kadar güçlü ticaret demektir.

Bizde ise bazen aynı sektör için birkaç ay arayla farklı fuarlar düzenleniyor.

Aynı firmalar...

Aynı ziyaretçiler...

Aynı satın almacılar...

Sadece farklı tarihlerde farklı salonlarda buluşuyor.

Sonuçta ne oluyor?

Katılımcı bütçesini bölüyor.

Ziyaretçi zamanını bölüyor.

Yabancı alıcı programını bölüyor.

Ve en önemlisi...

Sektörün ortak gücü bölünüyor.

Şunu kendimize samimiyetle sormamız gerekiyor.

Biz gerçekten yeni bir değer mi üretiyoruz?

Yoksa mevcut pastayı kendi aramızda mı paylaşıyoruz?

Çünkü uluslararası rekabette artık fuarlar birbirleriyle yarışmıyor.

Ülkeler yarışıyor.

Almanya, İtalya, İspanya, Çin, Dubai...

Hepsi kendi sektörlerini mümkün olduğunca güçlü organizasyonlarla dünyaya sunmaya çalışıyor.

Biz ise bazen aynı sektörün enerjisini kendi içimizde bölüştürüyoruz.

Elbette herkes fuar düzenleyebilir.

Buna kimsenin itirazı olamaz.

Serbest piyasa ekonomisinin temelinde girişim özgürlüğü vardır.

Ancak serbest piyasa; aynı zamanda sürdürülebilirliği, verimliliği ve ortak aklı da gerektirir.

Ben bu yazıyı herhangi bir organizatörü ya da herhangi bir fuarı eleştirmek için kaleme almıyorum.

Tam tersine...

Sektörün geleceği adına düşünmemiz gereken bir konuyu gündeme taşımak istiyorum.

Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir.

Bazı sektörlerde tek ve çok güçlü uluslararası fuarlar oluşturmak, Türkiye'nin küresel rekabet gücünü artırmaz mı?

Çünkü mesele yalnızca fuar yapmak değildir.

Mesele...

Dünyanın dört bir yanından alıcıları Türkiye'ye getirebilmektir.

Mesele...

Katılımcının yatırımının karşılığını alabilmesidir.

Mesele...

Türk üreticisini dünyanın en güçlü vitriniyle buluşturmaktır.

İşte bunun yolu da bazen bireysel başarılardan çok, ortak başarıyı büyütmekten geçer.

Son Söz...

Fuarcılıkta mesele, kimin daha fazla fuar yaptığı değildir.

Asıl mesele, Türkiye'nin o sektörde dünyaya ne kadar güçlü bir mesaj verdiğidir.

Eğer aynı sektörün katılımcısını, ziyaretçisini ve uluslararası alıcılarını farklı tarihlere ve farklı organizasyonlara bölüyorsak, aslında birbirimizle rekabet ederken dünyadaki rakiplerimize avantaj sağlamış oluyoruz.

Ben tekelleşmeyi savunmuyorum.

Ama kontrolsüz bölünmüşlüğün de sektörlere uzun vadede fayda sağlamayacağını düşünüyorum.

Rekabet olsun...

Yeni fikirler ortaya çıksın...

Herkes daha iyisini yapmak için çalışsın...

Ancak bütün bunlar yapılırken sektörün ortak gücü zayıflamasın.

Çünkü güçlü fuarlar, güçlü sektörler oluşturur.

Güçlü sektörler ise daha fazla üretim, daha fazla ihracat ve daha güçlü bir Türkiye demektir.

Belki de artık aynı pastayı paylaşmayı değil, o pastayı birlikte büyütmeyi konuşmanın zamanı gelmiştir.

Çünkü unutmayalım...

Bu ülkenin kurtuluşu ihracatsa, ihracatın en güçlü vitrini fuarlardır.