Yapay zekâ, beyaz yakalı çalışanlara haftada ortalama sekiz saate kadar zaman kazandırıyor. Ancak bu sürenin nasıl değerlendirileceğine ilişkin kurumların büyük bölümünde net bir yönlendirme bulunmuyor. Uzmanlara göre, doğru yönetilmeyen bu zaman dilimi stratejik kazanıma dönüşmek yerine operasyonel işlerin içinde kayboluyor.
Boston Consulting Group'un (BCG), 14 ülkede yaklaşık 12 bin çalışan, yönetici ve liderin katılımıyla gerçekleştirdiği "İşyerinde Yapay Zekâ 2026" araştırması, iş dünyasında yeni bir yönetim alanının oluştuğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, yapay zekâyı düzenli kullanan çalışanların yüzde 42'si haftada sekiz saate varan zaman tasarrufu sağlıyor. Bu oran pazarlama departmanlarında yüzde 60'a, bilgi teknolojilerinde yüzde 53'e, insan kaynaklarında ise yüzde 50'ye ulaşıyor.
Buna karşın çalışanların yüzde 66'sı, kazandıkları zamanı nasıl değerlendirecekleri konusunda kurumlarından sınırlı düzeyde yönlendirme aldıklarını ya da hiç destek görmediklerini belirtiyor. Katılımcıların yarısından fazlası ise elde ettikleri zamanı daha stratejik görevlere aktaramadıklarını ifade ediyor. Yapay zekâ konusunda aldığı eğitimi yeterli bulanların oranı ise yalnızca yüzde 36 seviyesinde kalıyor.
Araştırma, yapay zekâ kullanımının hızla yaygınlaştığını da gösteriyor. Düzenli yapay zekâ kullanan çalışan oranı son bir yılda 23 puan artarak yüzde 74'e yükselirken, yapay zekâ ajanlarını iş süreçlerine entegre eden şirketlerin oranı da yüzde 13'ten yüzde 30'a çıktı. Kullanımın artmasıyla birlikte iş yapış biçimleri de değişiyor. Çalışanların yüzde 47'si artık zamanının önemli bölümünü işi doğrudan yapmak yerine, yapay zekânın ürettiği çıktıları kontrol etmeye ve yönlendirmeye ayırdığını belirtiyor. Böylece beyaz yakanın rolü üretimden denetime doğru evrilirken, ortaya çıkan yeni zaman alanının nasıl değerlendirileceği ise belirsizliğini koruyor.
Kazanılan zaman stratejik değere dönüşemiyor
Araştırma, yönlendirme yapılmadığında kazanılan zamanın kendiliğinden daha stratejik işlere aktarılmadığını ortaya koyuyor. Net bir plan bulunmadığında bu süre çoğunlukla toplantılar, e-postalar ve günlük operasyonel görevlerle doluyor. Bu durum ise kurumlar açısından önemli bir çelişki yaratıyor. Yapay zekânın çalışana kazandırdığı zaman ölçülebilirken, bu sürenin şirkete sağladığı katma değer net olarak ortaya konulamıyor. Planlanmayan zaman gün içinde dağılırken, ne çalışan gelişimine ne de kurumun önceliklerine anlamlı bir katkı sunuyor.
Benzer bulgular Microsoft'un 2026 Work Trend Index raporunda da yer alıyor. Rapora göre yapay zekâ kullanan çalışanların yüzde 66'sı, bu teknoloji sayesinde daha yüksek katma değerli işlere zaman ayırabildiğini ifade ederken, yüzde 45'i iş yapış biçimini yeniden tasarlamak yerine mevcut hedeflere odaklanmayı daha güvenli buluyor. Raporda ayrıca, yapay zekâdan elde edilen faydada kurumsal faktörlerin etkisinin bireysel çabanın iki katından fazla olduğu vurgulanıyor. Bu sonuçlar, kazanılan zamanın nasıl değerlendirileceğinin bireysel tercihten çok kurumsal stratejiyle şekillendiğini gösteriyor.
"Kazanılan zaman yeni bir yönetim alanı"
İnsan kaynakları danışmanlık şirketi Gilda&Partners Consulting Kurucusu Jilda Bal, yapay zekânın çalışanlara kazandırdığı zamanın artık yeni bir yönetim alanı haline geldiğini belirtiyor.
Bal, "Uzun yıllar boyunca beyaz yakanın en büyük sorunu zaman yetersizliğiydi. Yapay zekâ sayesinde ilk kez bunun tam tersi bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çalışanlar zaman kazanıyor ancak bu zamanı hangi amaçla kullanacakları konusunda net bir çerçeveye sahip değiller. Gelişim, derin düşünme ya da daha stratejik görevlere yönelme fırsatı oluşsa da kurumlar bu alanı tanımlamadığında, kazanılan süre kısa sürede toplantılar ve operasyonel işlerle doluyor." değerlendirmesinde bulunuyor.
Bal'a göre bu süreçte sorumluluk yalnızca çalışanlarda değil, kurumlarda da bulunuyor.
"Yapay zekânın kazandırdığı zamanı gerçek bir değere dönüştürmek çalışanların bireysel çabasıyla sınırlı olmamalı. Şirketlerin hangi işlerin yapay zekâya devredileceğini, boşalan zamanın hangi önceliklere ayrılacağını ve çalışanların hangi yetkinlikleri geliştirmesinin beklendiğini net biçimde ortaya koyması gerekiyor. Bu sorulara yanıt verebilen kurumlar, verimlilik artışını hem iş sonuçlarına hem de çalışan gelişimine yansıtabilecek. Kazanılan zamanın öğrenmeye, üretkenliğe ve daha nitelikli işlere yönlendirilmesi, önümüzdeki dönemin en önemli rekabet avantajlarından biri olacak." ifadelerini kullanıyor.





