Sabancı Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), hızlı moda sektörünün çevresel ve sosyal etkilerini mercek altına alan yeni bir politika notu yayımladı. “Türkiye ve Dünyada Hızlı Moda Sektörünün Çevre, İklim ve Emek Maliyeti: Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı çalışma, sektörde adil ve uygulanabilir bir dönüşüm için yol haritası oluşturmayı hedefliyor.

Politika notunda, Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektörünün; yaşam ücreti açığı, işçi sağlığı ve güvenliği riskleri, enerji yoğun üretim süreçleri ve sentetik elyafa artan bağımlılık nedeniyle çok boyutlu bir dönüşüm baskısı altında olduğu vurgulanıyor. Özellikle sentetik elyaf kullanımının azaltılması için 2030 ve 2040 hedeflerini kapsayan ulusal bir strateji hazırlanması gerektiğine dikkat çekiliyor.

Çalışma, İPM ile Stiftung Mercator Girişimi tarafından yürütülen Mercator-İPM programı kapsamında hazırlandı. 2025-2026 dönemi araştırmacısı Sedat Gündoğdu tarafından kaleme alınan politika notunda, hızlı moda ve tekstil sektörünün çevresel, iklimsel ve sosyal maliyetleri bütüncül bir çerçevede ele alındı. Sentetik lif kullanımı, plastik ve mikroplastik kirliliği, fosil yakıt bağımlılığı ve emek rejimleri, raporun temel eksenlerini oluşturuyor.

Politika notuna göre, küresel ölçekte tekstil üretimindeki mutlak artış ve sentetik liflere dayalı malzeme kompozisyonu, sektörün iklim hedefleri ve döngüsellik iddialarıyla yapısal bir uyumsuzluk sergiliyor. Türkiye özelinde ise yüksek ihracat ve istihdam kapasitesine rağmen sektörün sürdürülebilirlik, emek standartları ve enerji dönüşümü alanlarında ciddi yapısal reformlara ihtiyaç duyduğu ifade ediliyor.

Çalışmada, sentetik elyaf bağımlılığının azaltılması, yaşam ücretinin güvence altına alınması, üretimde enerji verimliliğinin artırılması ve şeffaf tedarik zinciri mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi politika önerileri öne çıkıyor. Amaç, hızlı modanın yarattığı çevresel ve sosyal riskleri azaltırken sektörün rekabet gücünü de koruyacak dengeli bir dönüşüm sürecinin tasarlanması.

Bağlayıcı politika araçlarına odaklanılarak somut öneriler sunuldu

Politika notu ile üretim hacmini, malzeme seçimini ve tedarik zinciri sorumluluğunu birlikte ele alan bağlayıcı politika araçlarına odaklanılarak; sentetik elyaf azaltımı, temiz ısı dönüşümü, güçlü üretici sorumluluğu mekanizmaları ve adil geçiş ilkelerini temel alan somut öneriler sunuldu.

Sedat Gündoğdu politika notunda şu ifadelere yer verdi: “Son yirmi yılda küresel tekstil ve hazır giyim sektörü, üretim hacmi, tüketim hızı ve malzeme bileşimi bakımından tarihsel ölçekte benzersiz bir dönüşüm yaşamıştır. Bu dönüşüm, sıklıkla “hızlı moda” ve son dönemde “ultra-hızlı moda” olarak adlandırılan iş modelleri üzerinden şekillenmiş; düşük maliyetli üretim, yüksek ürün çeşitliliği, kısa kullanım ömrü ve sürekli yenilenen koleksiyonlar, sektörün baskın normları haline gelmiştir. Bu model, tüketici davranışlarını olduğu kadar üretim coğrafyalarını, hammadde tedarik zincirlerini ve çevresel yüklerin dağılımını da köklü biçimde değiştirmiştir.”

Tekstilden-tekstile geri dönüşümün payı küresel ölçekte %1’in altında

Politika notunda yer alan Textile Exchange’in Materials Market Report 2025 verilerine göre, küresel elyaf üretimi 2000 yılında yaklaşık 58 milyon ton iken 2024 itibarıyla 132 milyon tona ulaştı. Mevcut eğilimler devam ettiği takdirde bu rakamın 2030 yılında 169 milyon tonu aşması bekleniyor. Çalışmada bu artışın ana itici gücünün, üretimi 2024’te 78 milyon tona yükselen ve küresel elyaf pazarının %59’unu tek başına oluşturan polyester başta olmak üzere, fosil yakıt temelli sentetik elyaf olduğu ifade edildi.

Sedat Gündoğdu raporda bu sonuçları şöyle açıklıyor: “Her ne kadar sektörün ham fosil kaynak kullanım miktarı artıyor ve sürdürülebilirlik adına geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı ön plana çıkıyor olsa da tarihsel olarak geri dönüştürülmüş liflerin sektördeki marjinal konumu büyük ölçüde değişmemiştir. 2024 itibarıyla küresel elyaf pazarının yalnızca %7,6’sı geri dönüştürülmüş liflerden oluşmakta, bunun da %6,9’u (tüm geri dönüştürülmüş liflerin %90’ından fazlası) neredeyse tamamen plastik şişelerden elde edilen geri dönüştürülmüş polyesterden elde edilmektedir. Buna karşılık, tekstilden-tekstile geri dönüşümün payı küresel ölçekte %1’in altında kalmaktadır. Bu tablo, tekstil sektörünün mutlak üretim artışına dayalı mevcut iş modeli ile iklim hedefleri, kaynak verimliliği ve döngüsellik iddiaları arasındaki derin yapısal uyumsuzluğa işaret etmektedir.

Sentetik elyaf miktarının azaltılmasına yönelik yol haritası hazırlanmalı

Politika notuna göre sorunun çözümü için gerekli uygulamaların bazıları şöyle sıralanıyor:

Tekstil sektöründe sentetik elyaf kullanımının mutlak azaltımına yönelik, zamana bağlı ve bağlayıcı hedefler tanımlanmalı.

Türkiye’de sentetik elyaf miktarının azaltılmasına yönelik, 2030 ve 2040 hedefleri içeren ulusal bir yol haritası hazırlanmalı.

Gıda sektörünün paydaşları iftar sofrasında bir raya geldi
Gıda sektörünün paydaşları iftar sofrasında bir raya geldi
İçeriği Görüntüle

Geri dönüştürülmüş sentetik lifler otomatik olarak sürdürülebilir kabul edilmemeli. Keten, kenevir, yün, jüt ve tarımsal atık bazlı lifler için yeşil kamu alımı, Ar-Ge destekleri ve geçiş sübvansiyonları sağlanmalı.

Kimyasal maruziyet iş sağlığı mevzuatı kapsamında ele alınmalı. Markalar ve tedarikçiler arasındaki sözleşmelere yaşam ücreti, iklim risklerine uyum önlemleri eklenmeli.

Kadın, çocuk ve göçmen emeğinin yoğun olduğu bölgelerde sürekli ve hedefli denetimler uygulanmalı. Kayıt dışılık ve hak ihlalleri ağır yaptırımlarla caydırılmalı.

Kullanılmış ve atık tekstil ihracatında sentetik oranı, yeniden kullanım uygunluğu ve nihai bertaraf kanıtı zorunlu olmalı.

Yeni tekstil ürünleri için maksimum mikrofiber salım eşikleri tanımlanmalı.

Elyaf içeriği, üretim yeri, işçi sağlığı riskleri ve mikrofiber potansiyeline dair bilgiler dijital ürün pasaportları üzerinden kamuya açık hale getirilmeli.