Türkiye, COP31 hazırlıkları doğrultusunda enerji ve iklim diplomasisindeki konumunu güçlendirmeyi, küresel iklim hedeflerinin somut uygulamalara dönüşmesine katkıda bulunmayı ve yenilenebilir enerji alanındaki potansiyelini uluslararası işbirlikleriyle değerlendirmeyi amaçlıyor.

Antalya’da 9-20 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), Türkiye’nin diplomatik etkinliğini, enerji dönüşümündeki rolünü ve iklim politikalarını küresel ölçekte öne çıkarması bakımından önem taşıyor.

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek konferansta müzakerelerin başkanlığını Avustralya yürütürken, Türkiye COP31 Başkanlığı görevini üstlenerek Eylem Gündemi’ni yönetecek.

Türkiye’nin COP31 kapsamında benimsediği yaklaşım; diyalog, uzlaşı ve eylem ilkeleri doğrultusunda mevcut iklim taahhütlerinin ölçülebilir, uygulanabilir sonuçlara dönüştürülmesini esas alıyor. Bu doğrultuda elektrifikasyon, temiz enerjiye geçiş, yeşil sanayileşme, döngüsel ekonomi, iklime dirençli şehirler ve iklim finansmanı öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

COP31 Başkanlığı tarafından açıklanan girişimler kapsamında, küresel nihai enerji tüketiminde elektriğin payının 2035 yılına kadar yüzde 35’e yükseltilmesi, binalardaki enerji yoğunluğunun en az yüzde 25 düşürülmesi ve küresel atık artışının yarıya indirilmesi hedefleniyor.

İklim alanındaki taahhütlerin finansmana erişebilen ve yatırım yapılabilir projelere dönüştürülmesi de konferansın öne çıkan hedefleri arasında bulunuyor.

Yenilenebilir Enerji Potansiyeli Uluslararası İşbirliklerine Zemin Hazırlıyor

Türkiye’nin güneş ve rüzgar enerjisindeki kaynak potansiyeli, COP31 sürecinde geliştirilecek uluslararası işbirlikleri açısından önemli bir avantaj oluşturuyor. Yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi ve elektrifikasyon uygulamalarının yaygınlaştırılması, ülkenin enerji dönüşümündeki temel öncelikleri arasında yer alıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin 2035 yılına kadar yenilenebilir enerji kurulu gücünü 120 bin megavata çıkarma hedefini bulunduğunu belirtirken, 2040 yılı için daha iddialı hedefler üzerinde çalışıldığını da açıkladı.

Bu doğrultuda COP31’in, Türkiye’nin temiz enerji yatırımlarını uluslararası finansman kaynakları, teknoloji transferi ve yeni ortaklıklarla desteklemesine imkan sağlayan önemli bir platform olması bekleniyor.

Türkiye’nin Coğrafi Konumu Bölgesel Enerji Ortaklıklarını Güçlendirebilir

Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında stratejik bir konumda bulunan Türkiye, enerji kaynakları ile tüketim pazarlarını birbirine bağlayan yapısıyla bölgesel iklim ve enerji işbirlikleri açısından önemli fırsatlar barındırıyor.

Uluslararası ticaret yolları ve enerji güzergahları üzerindeki konum, Türkiye’nin elektrik bağlantıları, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği ve düşük karbonlu sanayi alanlarında farklı bölgelerle ortak projeler geliştirmesini destekliyor.

Bu avantajın iklim hedefleri doğrultusunda daha etkin değerlendirilmesi için yenilenebilir enerjinin toplam enerji sistemi içindeki payının artırılması, elektrik şebekelerinin geliştirilmesi ve enerji altyapısındaki dönüşümün hızlandırılması önem kazanıyor.

Tayk, “COP31’e Yelken Açıyoruz” Projesi Kapsamında İklim Çalıştayı Düzenliyor
Tayk, “COP31’e Yelken Açıyoruz” Projesi Kapsamında İklim Çalıştayı Düzenliyor
İçeriği Görüntüle

Yeşil Sanayileşme ve Uluslararası Ortaklıklar Ön Planda

Global Enerji Derneği Başkanı Murat Dilek, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin başta rüzgar türbinleri ve güneş panelleri olmak üzere yenilenebilir enerji ekipmanlarının üretim kapasitesini geliştirmesinin, yeşil sanayileşme ve enerji diplomasisi açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.

Yerli üretimin güçlendirilmesinin yenilenebilir enerji yatırımlarına katkı sağlayacağını belirten Dilek, Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu ve Asya’yı birbirine bağlayan coğrafi konumunun, bölgesel tedarik zincirlerindeki rolünü artırabileceğine dikkati çekti.

Bu gelişmelerin Türkiye’nin küresel temiz enerji pazarındaki rekabet gücünü destekleyeceğini kaydeden Dilek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye’nin bu süreçteki diplomatik başarısı, yalnızca ülkeler arasında diyalog kurulmasıyla değil, Antalya’da ortaya konulacak hedeflerin somut işbirliklerine ve uygulanabilir projelere dönüşmesiyle ölçülecektir. Türkiye’nin bu potansiyeli kalıcı bir kazanıma dönüştürmesi için ulusal iklim hedeflerinin hayata geçirilmesi, temiz enerji yatırımlarının hızlandırılması ve iklim finansmanına erişimin kolaylaştırılması gerekiyor. Yerli üretimin ve teknolojik yetkinliğin artırılması, çevresel etkilerin azaltılması ve uluslararası ortaklıkların güçlendirilmesiyle Türkiye, COP31 sürecinde yalnızca diplomatik bir aktör değil, küresel yeşil dönüşüme katkı sunan bir üretim ve teknoloji merkezi olma potansiyelini de ortaya koyabilir.”