QNB Türkiye CEO’su Ömür Tan, 2025 yılında uygulanan ekonomi politikalarıyla enflasyonda ciddi bir düşüş sağlandığını belirterek, 2026 yıl sonu enflasyon beklentilerinin yüzde 23–24 bandında olduğunu açıkladı. Tan, risk primlerindeki gerileme ve artan rezervlerin, kur istikrarı ve dezenflasyon sürecini desteklediğini vurguladı.
Global Liderler Zirvesi 2026, İstanbul’da iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirerek yapay zekâ ve sürdürülebilirlik ekseninde küresel gündemi masaya yatırdı. Mandarin Oriental Bosphorus’ta gerçekleştirilen zirve, Türkiye’den ve 30’dan fazla ülkeden liderleri aynı çatı altında buluşturdu.
Ekonomi Politikaları ve Enflasyon Beklentisi
Zirve kapsamında mikrofonlarımıza konuşan QNB Türkiye CEO’su Ömür Tan, 2025 yılına ilişkin makroekonomik değerlendirmelerde bulundu. Uygulanan ekonomi politikalarının sonuç verdiğini belirten Tan, enflasyondaki gerilemeye dikkat çekti.
Tan, “2025 yılında uygulanan ekonomi politikaları, gerek Merkez Bankası gerek ekonomi yönetiminin politikaları gayet iyi gitti. Sene başındaki enflasyonla sene sonundaki enflasyon arasında ciddi bir düşüş var. Tabii ki önümüzdeki dönemde hâlâ bir yolumuz var. Geçtiğimiz yıl sonu enflasyonunu 30,9 ile kapattık.”
2026 yılına ilişkin beklentilerini de paylaşan Tan, dezenflasyon sürecinin devam edeceğini ifade ederek, "2026 yıl sonu enflasyon beklentimiz 23–24 seviyelerinde. Dolayısıyla iyi bir gidişat var. Türkiye’nin risk primleri oldukça aşağı geldi ve Merkez Bankası’nın döviz rezervleri de tarihi seviyelerde. Bu nedenle önümüzdeki dönemde kurun daha stabil gideceğini ve enflasyondaki düşüş patikasının da devam edeceğini düşündüğümüz bir yıl olacak.”
"Yapay zekâ ve sürdürülebilirlik rekabetin yeni eşiği"
Global Liderler Zirvesi'nde Türkiye'de şirketlerin yapay zeka ve sürdürülebilirlik alanındaki adaptasyonlarını değerlendiren Tan, sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevresel bir sorumluluk alanı değil, aynı zamanda küresel rekabetin belirleyici unsuru olduğunun altını çizdi.
“Sürdürülebilirlik konusu aslında sadece çevremizi ve geleceğimizi korumakla ilgili değil. Aynı zamanda rekabette Türkiye’deki şirketlerin global alanda çok önemli bir güç yaratabilecekleri bir alan. Bu konuya girmedikleri zaman rekabette geride kalabilecekleri bir tablo oluşmuş durumda. Türkiye’nin ihracatının çok büyük bir kısmı Avrupa Birliği ülkelerine yapılıyor ve sınırda karbon düzenlemesi mekanizmasıyla, eğer karbon emisyonlarını belli bir seviyeye getirmezlerse rekabette dezavantajlı duruma düşecekler.”
Türkiye’deki şirketlerin önemli bir bölümünün bu bilinç seviyesine ulaştığını belirten Tan, bankacılık sektörü olarak dönüşüm sürecine aktif destek sunduklarını ifade etti: “Türkiye’deki şirketlerin birçoğu artık bu bilinçte. Olmayanlar da yavaş yavaş bu bilince erişiyor. Bu anlamda banka olarak biz de birçok ürün ve danışmanlık hizmetiyle onların gelecekte bu rekabette geride kalmamalarını sağlamaya çalışıyoruz.”

