FUAR HABERLERİ

Özgür Sofuoğlu: “Biz F İstanbul’uz; Biz İstanbul’uz, Türkiye Cumhuriyeti’yiz”

Abone Ol

Fuar Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Güneş, F İstanbul Gıda Fuarı’nın açılışında SO Fuar Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Sofuoğlu ile bir araya geldi. Sofuoğlu; F İstanbul’un büyüme yolculuğunu, gıda fuarlarındaki rekabeti, yerli fuarcılığın önemini ve şirketin 2027 hedeflerini değerlendirdi.

İbrahim Güneş: F İstanbul beş yıldır düzenleniyor. Bugün geldiğiniz noktayı ve fuarın hedefini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgür Sofuoğlu: F İstanbul’a harcadığımız emekle beş fuar daha yapabiliriz; çünkü rüzgâr karşıdan esiyor. Rüzgârı arkamıza aldığımızda çok daha hızlı ilerleyeceğiz. Ancak şunu özellikle belirtmek isterim: Biz Gulfood ya da SIAL olma hedefiyle yola çıkmadık. Biz F İstanbul’uz; biz İstanbul’uz, Türkiye Cumhuriyeti’yiz.

Kendi hinterlandımız ve güçlü bir çevremiz var. Bugün Özbekistan burada; geçtiğimiz yıl Türkmenistan buradaydı. Kırgızistan, Irak, Mısır ve Suriye pavilyonlarımız bulunuyor. Bu pavilyonların birçoğu dünyanın büyük fuarlarında dahi yer almıyor. Bizim kendi hinterlandımız bize yeter. Hiç kimsenin fuarını geçmek amacıyla fuar düzenlemiyoruz; yurt içinde de yurt dışında da kendi işimizi yapıyoruz. Şu anda fuarın içinde çok ciddi bir ticaret var ve üç ayrı B2B alanımız çalışıyor.

Fuarı ilk planladığımız dönem pandeminin hemen sonrasına denk geldi. O süreçte fuarcılık sektöründe kartlar yeniden dağıtıldı. Buna rağmen aldığımız terbiye ve Anadolu esnaflık kültürü gereği kimsenin işine müdahil olmak istemedik. Rakip bir fuardan mümkün olduğunca uzak bir tarihte, yazın ortasında fuar düzenledik. Bunu, onların işine zarar vermemek için yaptık.

İbrahim Güneş: Sektörde “Yazın fuar olmaz” şeklinde yaygın bir görüş var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Özgür Sofuoğlu: Fuarı doğru şekilde yaparsanız yazın da olur, kışın da. Herkes aynı malzemeleri kullanır ama bazı restoranların yemekleri daha lezzetlidir; bu, ustalığa bağlıdır. Biz etik kurallar çerçevesinde rekabet etmeyi seven bir firmayız. Rekabetin etik sınırların dışına çıkmaması gerekir.

Örneğin siz Fuar Dergisi’ni kurmuşsunuz. Ben sizin karşınıza geçip “Öz Fuar Dergisi” adıyla bir yayın çıkaramam. Bu, bizim ahlakımıza ve aldığımız esnaflık kültürüne aykırıdır. Fuar düzenleyen arkadaşların da bu konuda dikkatli olması gerekiyor. Rakip bile olsa mevcut bir fuarla araya makul bir zaman koymalı ve eşit şartlarda rekabet etmelisiniz.

Bir mermer fuarının tam karşısına, aynı tarihte başka bir mermer fuarı koyarsanız onun ziyaretçisini ve katılımcısını bölmüş olursunuz. Türkiye gıda alanında iki fuarı kaldırır; ancak bu fuarların tarihlerinin birbirine çok yakın olması doğru değildir.

İbrahim Güneş: Türkiye’de gıda fuarı denildiğinde akla gelen önemli organizasyonlardan biri WorldFood. Aranızdaki rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgür Sofuoğlu: WorldFood ile güzel bir rekabetimiz vardı. Onlar binin üzerinde firmaya sahipti, biz ise yaklaşık yarısı kadardık. Şimdi yeni bir gıda fuarı daha düzenlenecek ve yapı ikiye bölündü. Foodist ile WorldFood’un katılımcı sayıları ayrı ayrı değerlendirildiğinde otomatik olarak en büyük fuar konumuna geliyoruz. Biz böyle bir tabloyu istemedik; sektör bizi bu noktaya getirdi.

İbrahim Güneş: Helal Expo’yu da dâhil ettiğimizde İstanbul’da dört ayrı gıda fuarından söz ediyoruz. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgür Sofuoğlu: Helal Expo daha önce tekstil ve farklı alanlara da ağırlık verirken zamanla gıdaya yöneldi.

Gıda fuarı için Türkiye’nin coğrafi şartları bakımından en doğru dönem ağustos sonu ile eylül başıdır; en fazla eylül ortasına kadar uzanabilir. Doğru tarihe bugün iki firma sahip. Peki doğru yer neresi? Yabancı bir alıcı İstanbul’da iki saat trafik çekerek fuara gitmek istemez. Bu işin doğru yeri İstanbul Fuar Merkezi’dir. Doğru yer ve doğru zaman şu anda bizim elimizde.

F İstanbul’un büyümesi yalnızca ekibimizin 30 yıllık tecrübesi ve gece gündüz çalışmasıyla değil, doğru yer ve zamanın sağladığı avantajla da ilgilidir.

Ne olursa olsun fuarların tarihleri arasında mesafe bulunması gerekir. İhracatçı birliklerimizin başımızın üzerinde yeri var; onlar bu işin çok önemli paydaşlarıdır. Ancak herkesin kendi uzmanlık alanında çalışması gerektiğine inanıyorum. Benim işim şekerleme üretmek ya da bakliyat ticareti yapmak değil; benim işim fuarcılık. Ülkemizin temel sorunlarından biri, herkesin kendi uzmanlık alanında kalmamasıdır.

İbrahim Güneş: Bu durum yalnızca fuarcılıkta değil, Türkiye’nin genel ticari yapısında da görülen bir sorun değil mi?

Özgür Sofuoğlu: Elbette. Avrupa’da bir marketin hemen yanına aynı nitelikte başka bir market açmanız kolay değildir. Türkiye’de ise herkes bunu rahatlıkla yapabiliyor. Bu konuya birilerinin el atması gerekiyor. Aksi hâlde rekabet daha da büyür ve iki taraf da, üç taraf da zarar görüp yıpranır.

İbrahim Güneş: Ziyaretçi rakamları konusunda nasıl bir ölçüm yapıyorsunuz?

Özgür Sofuoğlu: Bağımsız denetimden geçiyoruz ve UFI üyesiyiz. Açıkladığımız rakamlar sayabildiğimiz, doğrulayabildiğimiz rakamlardır. İki bin yabancı ziyaretçi geldiğini söylüyorsak gerçek sayı belki iki bin 500’dür; ancak yalnızca kayıt altına alabildiğimiz veriyi paylaşıyoruz.

Bu fuarı daha önce temmuzun ilk haftasında düzenlediğimizde ortalama iki bin 500-üç bin yabancı ve yaklaşık 10 bin yerli ziyaretçimiz oluyordu. Toplam sayı 12-13 bin seviyesindeydi. Fuarı ağustos dönemine aldığımız için ziyaretçi sayısının 15-20 bin bandına yerleşmesini bekliyoruz.

Bu yıl katılımcı sayısı ve metrekare bakımından yüzde 10 büyüdük. Ziyaretçi sayısında ise muhtemelen yüzde 50 büyüyeceğiz. Bu da firmaların burada ticaret yaptığını ve gelecek yıl yine bizimle olacağını gösteriyor. Firmalar diğer fuarlara da katılabilir; buna itirazımız yok. Ancak organizatörler olarak bazı temel meseleleri kendi aramızda çözmemiz gerekiyor.

İbrahim Güneş: Türkiye uzun süredir markalaşmayı konuşuyor. Tekstilde istediğimiz ölçüde markalaşamadık; belki fuarcılıkta küresel bir marka çıkarabiliriz. F İstanbul’un kendine özgü bir etki alanı var mı?

Özgür Sofuoğlu: Avrupa’da güçlü bir etnik pazar bulunuyor ve bu pazarın lideri Türk ürünleri. Avrupa’daki Türk tüccarlar uzun yıllardır Türkiye’den ürün alıyor. Ancak Türkiye’de yaşanan bazı ticari sorunlar nedeniyle onlar da yavaş yavaş üretime geçiyor. Yakın gelecekte Avrupa’dan Türk menşeli firmaları kendi fuarımızda katılımcı olarak görebiliriz.

Türkiye’nin büyük firmaları Avrupa’da çoğu zaman doğrudan zincir marketlere değil, oradaki Türk toptancılarına satış yapıyor. Ürün daha sonra o kanaldan marketlere ulaşıyor.

İbrahim Güneş: Önümüzdeki birkaç yıl içinde F İstanbul’da bir Avrupa pavilyonu görebilir miyiz?

Özgür Sofuoğlu: Kısa vadede zor görünüyor. Almanlar, Türkiye’nin kendileri için yeni bir pazar olmadığını söylüyor. Hollanda ve Almanya daha önce bunu denedi ancak firmaların ilgisi yeterli olmadı. Herkes Dubai gibi alım gücü yüksek pazarlara satış yapmak istiyor.

WorldFood, İngiliz menşeli olmasına ve burada uzun yıllar fuar düzenlemesine rağmen Avrupa’dan güçlü bir pavilyon getiremedi. Doğrudan katılan Avrupalı firmalarımız var; fakat ülkelerin mevcut politikaları devlet düzeyinde pavilyon katılımını desteklemiyor.

Buna karşılık Brezilya ile Orta ve Güney Amerika ülkelerinden katılım olabilir. İstanbul bu bölgelerde giderek daha popüler hâle geliyor ve biz de oralara giderek Türkiye’yi ve Türk fuarlarını anlatıyoruz.

Bu yıl Hizmet İhracatçıları Birliği’nden şampiyonluk ödülü aldık. Bunu, yurt dışındaki firmalara doğrudan satış yaparak ve ülkemize döviz kazandırarak başardık. Özbekistan’da yaptığımız bir işin gelirini de Türkiye’ye getiriyoruz.

İbrahim Güneş: Yani Türkiye’de kazandığınız parayı yurt dışına götürmüyor, yurt dışında kazandığınız dövizi Türkiye’ye getiriyorsunuz.

Özgür Sofuoğlu: Aynen öyle. Bu çok önemli bir konu. Türkiye’de faaliyet gösteren bazı büyük yabancı şirketler, yurt içi satışlarının gelirini burada toplarken yurt dışı satış gelirlerini yurt dışında bırakıyor. Örneğin Türkiye’de düzenlenen ve 15 milyon dolar ciro yapan bir fuarın 10 milyon dolarlık geliri Türkiye’den, kalan 5 milyon doları ise yurt dışından gelebilir. Yurt dışından gelen bu para başka bir ülkede tutulduğunda Türkiye’ye hiç girmiyor, burada vergilendirilmiyor ve piyasaya dâhil olmuyor.

İbrahim Güneş: Bu durum yerli fuarcıların rekabet gücünü azaltıyor. Paranın yanında bir de veri meselesi var. Fuarcılık aynı zamanda ticari bilgi ve veri demek. Yabancı şirketler fuara giren herkesin verisine sahip oluyor.

Özgür Sofuoğlu: Elbette. Ticari bilgi bugün çok değerli. Biz fuarımızda hangi ülkelerden yoğun katılım olduğunu ve hangi bölgelerle ticaret yapıldığını görebiliyoruz. Devletimiz bu genel tabloyu zaten biliyor; bizim verilerimiz de bunu teyit ediyor.

Örneğin son dönemde kahve ticareti çok öne çıktı. Fuara katılan firmalardan ve davet edilen alıcılardan bu eğilimi görebiliyoruz. Bu bilgiler bizde olduğunda talep edilmesi hâlinde ülkemizin kurumlarıyla paylaşılır. Ancak aynı veriyi başka ülkeler gördüğünde, bilgi onların ticari çıkarlarına hizmet edebilir.

İbrahim Güneş: Türkiye’de birçok fuarın yabancı şirketlere satıldığını biliyoruz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgür Sofuoğlu: Türkiye’de yurt dışına satılan fuarların, istisnalar dışında, büyümediğini görüyoruz. Burada bütün suçu yabancılara yüklememek gerekir. Yerli fuarcılar bir organizasyonu belirli bir seviyeye getirene kadar çok yoruluyor ve sonunda satma kararı alıyor. Ardından o fuarla bağını tamamen koparıyor. Fuarı satın alan şirket de aynı ölçüde emek harcamayınca organizasyon küçülme sürecine giriyor.

Türkiye’deki fuarcılık birikimini yurt dışına vermememiz gerekiyor. Bu, her açıdan önemli. Çalıştırdığımız insanlar ve hizmet aldığımız firmalar bizim insanlarımız. Üstelik yabancı yöneticilerin buradaki işleri her zaman bizden daha iyi bildiğini de söyleyemeyiz.

Hannover’de fuar alanına bağlanan dört metro hattı var; böyle bir sistemin içinde herkes fuar yapabilir. Türkiye’de ise sistemdeki eksikleri kendi çabamızla tamamlıyoruz. Ring seferleri düzenliyor, otel ayarlıyor, ücretsiz konaklama sağlıyor, havalimanı transferi yapıyor ve daha fazla bilgilendirme çalışması yürütüyoruz. Yabancı organizatörler çoğu zaman fuarın kapısını açıp geleni kabul etmeye alışık. Buradaki şartlarda ise bu yaklaşım yeterli olmuyor.

Bu nedenle yerli organizatörleri korumamız gerekir. Fuar alanı işletmecileri hariç tutulduğunda, yüzde 100 Türk sermayeli birçok organizasyon şirketinin merkez ofisinde ortalama 10-20 beyaz yakalı çalışan bulunur. Bizim ise şirketimizi küçültmemize rağmen, yurt dışı ofislerimiz hariç merkez ofisimizde 60 çalışanımız var. İnsan yetiştiriyor ve bu işe ciddi bir katma değer sağlıyoruz.

İbrahim Güneş: Yerli organizatörlerin mevcut ekonomik koşullarda zarar ettiği yönündeki değerlendirmelere katılıyor musunuz?

Özgür Sofuoğlu: Hizmet sektöründe “zarar ediyorum” söylemine çok inanmıyorum. Bir hizmeti daha düşük bedelle verebilirsiniz ve kârınız azalabilir. Ancak gereksiz şekilde banka kredisiyle büyür, yüksek faiz yükünün altına girerseniz zarar edersiniz. Bunun sorumluluğunu fuarcılığa ya da ülkeye yükleyemezsiniz; hatayı kendi işletme yönetiminizde aramanız gerekir.

Bizim ortaya koyduğumuz çabanın görülmesi gerekiyor ve devlet büyüklerimiz bunu görüyor. Bugüne kadar her fuarımıza bir bakan veya bakan yardımcısı katıldı. İşini doğru yapan insanların hâlâ var olduğunu bildikleri için geliyorlar.

Biz kimsenin adamı değiliz; ancak herkes bizim büyüğümüz, ağabeyimizdir. İşimizi bileğimizin gücüyle yapıyoruz. Bugünkü noktaya, birinin bize “Git, şunu yap” demesiyle gelmedik. Aynı şekilde yolumuza devam edeceğiz. Sabrımız var. Beş ya da 10 yıl sonra Türkiye’nin en büyük fuar şirketi olacağımıza inanıyorum.

İbrahim Güneş: 2027 yılı için yeni bir fuar veya büyüme planınız var mı?

Özgür Sofuoğlu: 2027’de satın almalarla büyümeyi düşünüyoruz.

İbrahim Güneş: Yeni fuarlar mı satın alınacak? Hangi sektörlere girmeyi planlıyorsunuz?

Özgür Sofuoğlu: Paralel sektörlerdeki fuarlarla ilgileniyoruz. Türkiye’deki fuarları neden yalnızca yabancılar satın alsın? Gerekli planlamayı yaparsak biz de satın alabiliriz.

Şu anda yurt içinde iki fuarımız var. Kısa vadede bunu üçe, uzun vadede ise dört ya da beşe çıkarmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda insan yetiştiriyoruz. Yetiştirdiğimiz insan kaynağı güçlendikçe fuarlarımızı da büyütebiliyoruz.

İbrahim Güneş: Fuarcılığın hâlâ tam anlamıyla bir okulu ve yerleşmiş bir sertifika sistemi bulunmuyor.

Özgür Sofuoğlu: Bu konuda herkes çabalıyor ve katkıda bulunuyor. Siz de beş yıldır bu işin bir parçasısınız. İlk fuarımıza geldiğinizi hatırlıyorum. O dönem belki sektöre daha şüpheli yaklaşıyordunuz. Oysa fuarcılıkta temizlik görevlisinden cumhurbaşkanına kadar toplumun her kesimiyle muhatap olursunuz.

İbrahim Güneş: Fuarcılık benim için milli ve manevi değerleri olan, ülkemizin gücünü dünyaya gösteren bir sektör. Geçen haftaki köşe yazımda da fuar açılışlarında yabancı alım heyetlerinin önünde “Bittik, sanayimiz öldü” şeklinde konuşmanın doğru olmadığını ifade ettim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Özgür Sofuoğlu: Yazınızı okudum ve size katılıyorum. Her şeyi her yerde söylememek gerekir. Biz de fuarcılıkla ilgili bütün sıkıntılarımızı her ortamda dile getirmiyoruz.

Gerçekten “bittik” mi, önce bunu düşünmek gerekir. Bence biten bir şey yok. Elbette kur baskısı var ve kâr marjları düştü. Biz de geçmişte daha yüksek kârlarla çalışırken bugün yüzde 10-20 seviyelerinde kârlarla çalışıyoruz; o da kur etkisiyle eriyebiliyor. Baskı altındayız ama çalışmaya devam etmeliyiz.

Bu ülke çok badire atlattı ve zorlu dönemlerden geçti. Vatandaş olarak yapmamız gereken çalışmak ve istihdam yaratmaktır. Sürekli yakınmanın kimseye faydası yok.

İbrahim Güneş: Bu nedenle fuarlar ülkemiz için çok önemli. Yaptığınız işler ve verdiğiniz emek gerçekten çok değerli. Teşekkür ederim Özgür Bey, emeğinize sağlık.

Özgür Sofuoğlu: Ben teşekkür ederim. Fuar Dergisi ailesine, okuyucularınıza ve izleyicilerinize; şahsım ve kurumum adına, sektöre verdiğiniz önem ve sağladığınız katkılar için teşekkür ediyorum.