Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) seçim sürecinde dengeleri değiştirecek önemli bir gelişme yaşandı. Başkan adaylığını kısa süre önce açıklayan Ceyhan Hoşgör, fuarın ikinci gününde yaptığı dikkat çekici açıklamayla yarıştan çekildiğini duyurdu.
Yaklaşık 15 gün önce adaylığını ilan eden Hoşgör, bu süreçte yalnızca bir liste değil, aynı zamanda sektöre yeni bir yaklaşım kazandıracak bir yapı kurmayı hedeflediklerini belirtti. Altın, pırlanta ve montür gibi sektörün farklı segmentlerini kapsayan; genç ve deneyimli isimleri bir araya getiren, ihracat odaklı bir yönetim modeli üzerinde çalıştıklarını ifade etti.
Ancak Hoşgör’e göre süreç, kısa sürede hedeflenen çerçevenin dışına çıktı.
“Sektörün ihtiyacı proje, konuşulan ise koltuk”
Adaylık sürecine girerken temel motivasyonunun sektör ihracatına katkı sağlamak olduğunu vurgulayan Hoşgör, yaşadığı hayal kırıklığını açık bir dille ortaya koydu:
“15 gündür yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Kapsayıcı, dengeli ve üretken bir yönetim kurulu oluşturmak için ciddi bir emek verdik. Ancak süreç içerisinde gördüğüm tablo beni hem şaşırttı hem de üzdü. Sektörün ihtiyacı projelerken, konuşulan konular tamamen farklı bir noktaya kaymış durumda.”
Hoşgör, özellikle sektördeki ihracat performansına dikkat çekerek, mevcut tartışmaların gerçek sorunlardan uzaklaştığını ifade etti. Pırlanta ihracatında son iki yılda yaşanan sert düşüşü örnek gösteren Hoşgör, 412 milyon dolar seviyesinden 130 milyon dolar bandına gerileyen ihracatın sektör için alarm niteliğinde olduğunu vurguladı.
“Biz bu düşüşü nasıl tersine çeviririz, yeni pazarlara nasıl açılırız, katma değeri nasıl artırırız bunları konuşmamız gerekirken; kim listede olacak, kim kimin adamı olacak tartışmalarıyla vakit kaybediyoruz.”
Kulislerde konuşulanlar: Liste savaşları ve hemşeri baskısı
Seçim sürecine dair kulislerde ise dikkat çeken bir tablo öne çıkıyor.
Hoşgör’ün oluşturmak istediği yönetim listesi sürecinde bazı çevrelerin, liyakat ve proje odaklı yaklaşım yerine, “Listede benim hemşerim var mı?” gibi taleplerle sürece müdahil olduğu konuşuluyor.
Sektör içinde yaygın şekilde dile getirilen bu yaklaşımın, yalnızca liste oluşturma sürecini değil, genel seçim atmosferini de etkilediği ifade ediliyor. Aynı zamanda farklı gruplar arasında yoğun bir kulis trafiği, dedikodu ve gruplaşmaların yaşandığı; adaylar üzerinden güç dengesi kurma çabalarının arttığı belirtiliyor.
Bu tablo, Hoşgör’ün açıklamalarında yer verdiği “kısır çekişmeler” ve “kimlik temelli gruplaşmalar” vurgusunu daha görünür hale getiriyor.
Projeler vardı, karşılık bulmadı
Hoşgör’ün adaylık sürecine yalnızca bir ekip değil, aynı zamanda somut projelerle hazırlandığı görülüyordu. Öne çıkan başlıklar arasında:
Türk mücevher sektörüne yönelik yeni pazar araştırmaları ve uluslararası açılım stratejileri Tüm sektörün ortak kullanımına açık, yüksek kapasiteli bir tasarım ve Ar-Ge merkezi kurulması
Küçük ve orta ölçekli üreticilerin faydalanabileceği modelleme ve üretim altyapılarının geliştirilmesi Genç ve dinamik kadrolarla sektörün dönüşümüne hız kazandırılması gibi uzun vadeli ve yapısal dönüşüm hedefleri yer alıyordu.
Ancak mevcut seçim atmosferinde bu projelerin ikinci planda kaldığını belirten Hoşgör, sürecin sağlıklı ilerlemediğini ifade etti.
“Bu ortamda olmak istemiyorum” diyerek çekildi
Tüm bu gelişmelerin ardından Hoşgör, adaylıktan çekilme kararını net bir ifadeyle duyurdu:
“Ben bu sürece projelerle, sektör için bir şeyler yapabiliriz düşüncesiyle girdim. Ancak gelinen noktada bunun mümkün olmadığını görüyorum. Bu tür kısır çekişmelerin içerisinde olmak istemiyorum. Bu nedenle başkan adaylığından çekiliyorum. Yeni yönetime başarılar diliyorum.”
Seçim dengeleri yeniden şekilleniyor
Hoşgör’ün adaylıktan çekilmesi, MİB seçimlerinde dengeleri doğrudan etkileyecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Özellikle kısa sürede oluşturduğu etki ve ortaya koyduğu vizyon dikkate alındığında, bu çekilmenin sadece bir adayın geri adımı değil, aynı zamanda seçim sürecine dair önemli bir mesaj içerdiği yorumları yapılıyor.
Sektör temsilcileri ise yaşanan bu gelişmenin, mücevher sektöründe uzun süredir tartışılan “vizyon mu, temsil mi?” sorusunu yeniden gündeme taşıdığı görüşünde.