Makine imalat sanayii konsolide verilerine göre, Ocak-Şubat 2026 döneminde serbest bölgeler dahil toplam makine ihracatı 4,4 milyar dolara yükseldi. Miktar bazında ihracat %10,6 düşerken, kilogram başına ortalama ihracat fiyatındaki %16,9 artış sayesinde değer bazında %4,5 yükseliş kaydedildi. Yıllıklandırılmış konsolide makine ihracatı ise bir önceki 12 aya göre %2,6 artışla 28,9 milyar dolara ulaştı.
İki aylık dönemde Almanya’ya ihracat %14,9 artışla 561 milyon dolar, ABD’ye ihracat %57,6 artışla 370 milyon dolar, İtalya’ya ihracat ise %16,4 artışla aylık ortalama 100 milyon dolar seviyesini aştı. İçten yanmalı motor ve aksamı 439 milyon dolarla ihracatta ilk sırayı alırken, inşaat ve madencilik makineleri 291 milyon dolar, pompa ve kompresör ihracatı ise 249 milyon dolar olarak gerçekleşti. %40,7 artış sağlayan türbin, turbojet ve hidrolik sistemler ihracatı, ABD’deki artışın ana bileşenini oluşturdu.
Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, küresel enerji maliyetleri, enflasyon ve jeopolitik gelişmelerin makine ihracatına etkilerini değerlendirdi. Karavelioğlu, enerji ve lojistik maliyetlerindeki artışın kısa vadeli tedbirlerin ötesinde yatırım planlarını etkilediğini, ancak enerji verimliliği, endüstriyel otomasyon ve proses modernizasyonu gibi alanlarda talebin devam ettiğini belirtti. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın sürdürülebilir üretim teknolojilerine geçişi hızlandırdığını vurguladı.
Savunma sanayii yatırımlarındaki hızlı artışın makine sektörü için güçlü bir talep kanalı oluşturduğunu ifade eden Karavelioğlu, bu yatırımların sadece savunma sistemlerini değil, tüm sanayi altyapısını modernize ettiğini ve üretim ekosistemini güçlendirdiğini söyledi.
Avrupa’da stratejik sektörlerin üretiminin ‘Made in Europe’ yaklaşımıyla yoğunlaştığını belirten Karavelioğlu, Türkiye’nin Gümrük Birliği sayesinde bu üretim ekosisteminin doğal bir parçası olmasının önemli bir avantaj sağladığını, ancak Hindistan ve MERCOSUR gibi STA’larla artan rekabetin göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirdi.
Karavelioğlu, Almanya’da yaşanan makine imalatı ve istihdam kayıplarının Avrupa sanayisinin bile küresel rekabet baskısı altında yeniden konumlanmak zorunda olduğunu gösterdiğini belirtti. Ayrıca Türkiye’de makine üretiminin Ocak ayında %10 düşmesi ve kapasite kullanım oranının %63 seviyesine gerilemesini iç pazar dinamiklerindeki asimetrinin bir göstergesi olarak yorumladı. Karavelioğlu, ithalatın artışı ve ‘hormonlu’ Çin makinelerinin haksız rekabet yaratmasının sektördeki sürdürülebilirliği tehdit ettiğini söyledi.
Makine sektörünün yüksek yerlilik oranıyla istihdam ve üretimde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Karavelioğlu, Batı’nın adil ticaret önlemlerine yanıt olarak Türkiye’nin ilave gümrük vergilerini devreye sokmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etti.