ŞİRKET HABERLERİ

İnşaat sektöründe “ilerleme paradoksu”: İyimserlik artıyor, risk iştahı düşüyor

Abone Ol

KPMG'nin Küresel İnşaat Araştırması'na göre sektörde iyimserlik artsa da yöneticiler daha temkinli davranıyor, riskler artarken risk alma isteği azalıyor; bu da stratejileri yeniden şekillendiriyor.

KPMG'nin Küresel İnşaat Araştırması'na göre sektörde iyimserlik artsa da yöneticiler daha temkinli davranıyor, riskler artarken risk alma isteği azalıyor; bu da stratejileri yeniden şekillendiriyor. Önümüzdeki dönemde büyümenin su ve kamu hizmetleri, yeşil enerji ve altyapıdan gelmesi beklenirken, şirketler için operasyonel dönüşümün artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğine dikkat çekiliyor.

KPMG'nin dünya genelindeki inşaat şirketlerinde görev yapan 375 yöneticinin katılımı ile gerçekleştirdiği Küresel İnşaat Araştırması'nın sonuçları yayımlandı. İnşaat sektöründeki fırsatlara ve zorluklara ışık tutan araştırmanın 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan sonuçlarına göre dünya genelinde inşaat sektörü, “ilerleme paradoksu” olarak adlandırılan kritik bir dönüm noktasından geçiyor.

Raporda dikkat çeken en önemli sonuçlardan biri yöneticilerin risk iştahındaki belirgin gerileme oldu. Belirsizliğin arttığı bu ortamda risk almaya yönelik isteğin azalması, “risk deltası” olarak tanımlanan durumu doğuruyor; yani sektördeki riskler hızla artarken, bu riskleri üstlenme isteği aynı hızda azalıyor. Rapora göre, sektördeki iyimserlik oranı 2023 yılındaki yüzde 66 seviyesinden yüzde 71'e yükselmiş olsa da katılımcıların yüzde 75'i daha temkinli hale geldiklerini, yani risk almaktan giderek daha fazla kaçındıklarını ifade ediyor. Artan riskler ile yükselen riskten kaçınma eğilimi arasındaki bu gerilim hem bölgeler genelinde hem de tüm değer zincirinde stratejileri yeniden şekillendiriyor. Önümüzdeki 12 ayda büyümeye en fazla katkıyı sağlaması beklenen üç ana sektör ise su ve kamu hizmetleri, yeşil enerji üretimi ve altyapı olarak öne çıkıyor.

Diğer yandan inşaat sektörü yöneticileri, artan belirsizlik ortamında büyümeyi sürdürebilmek için operasyonel dönüşümün artık ertelenemez bir ihtiyaç olduğunun giderek daha fazla farkına varıyor. Bu yıl öne çıkan en çarpıcı bulgulardan biri de sektörün, bu dönüşümün artık “olup olmayacağına” değil, “ne kadar hızlı gerçekleşeceğine” odaklanması oldu. Nitekim katılımcıların yüzde 53'ü, bu dönüşüme gereken hızda uyum sağlama konusunda endişe duyduklarını belirtiyor.

Temel stratejik ve operasyonel öncelikler
Araştırma sonuçları, yöneticilerin sürdürülebilir büyüme için dört temel stratejik alana odaklandığını ortaya koyuyor. Üstelik bu önceliklerin mevcut operasyonel imkânlarla güçlü bir şekilde örtüşmesi, daha dayanıklı ve çevik bir büyüme için net bir yol haritasına işaret ediyor. Yöneticilerin stratejik önceliklerine bakıldığında, ilk sırada yüzde 75 ile operasyonel verimlilik ve kârlılık geliyor; yani daha üretken, daha kârlı ve projeleri daha etkin şekilde tamamlayabilen bir yapı kurmak öne çıkıyor. Bunu, yüzde 72 ile yeni pazarlara açılma ve müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verme hedefine göre şekillenen pazar genişlemesi ve müşteriyi odağa alma izliyor. Üçüncü sırada, yüzde 61 ile teknoloji ve inovasyon yer alıyor; ileri veri ve teknoloji yatırımlarıyla desteklenen yeni çalışma biçimlerinin benimsenmesi öncelikler içerisinde bulunuyor. Son olarak yüzde 53 ile risk ve dayanıklılık yönetimi de öncelikli stratejiler arasında yer alıyor.

Yöneticilerin gündemindeki operasyonel öncelikler içinde ise yüzde 76 ile iş gücü büyük önem taşıyor. Bunu teknoloji takip ediyor. İnşaat sektöründeki yöneticilerin yüzde 68'i teknolojiyi stratejik öncelikleri açısından kritik olarak değerlendiriyor. Yöneticilerin yüzde 61'i de yeni teslimat modellerinin stratejik öncelikleri açısından kritik olduğunu ifade ediyor.

“Raporumuz sektöre yol gösterici bir rehber niteliği taşıyor”
KPMG Türkiye İnşaat Sektör Lideri Görkem Yapan rapor hakkında yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Araştırmamıza katılan yöneticiler, sektörün gidişatına dair olumlu bir görüş belirtse de belirsizlik hâlâ sürüyor. Kırılgan tedarik zincirleri, artan düzenleyici baskılar ve giderek büyüyen yetenek açığı nedeniyle her dört katılımcıdan üçü riskten kaçınma eğiliminde olduğunu ifade ediyor. Global ölçekte ortaya çıkan bu tablonun Türkiye'deki firmalar açısından da benzer yansımaları olduğunu görüyoruz. Araştırmamızda ülkemizi temsil eden firma yöneticilerinin önümüzdeki 12 aya ilişkin büyüme beklentileri orta derecede olumlu bir görünüm sergilerken, küresel büyümedeki yavaşlama ve Orta Doğu'da yaşanan jeopolitik gerilimler gibi etkenler, bu coğrafyada faaliyet gösteren Türk firmalarının uluslararası yatırım kararlarını daha temkinli bir zeminde şekillendirmesine neden oluyor. Buna karşın Türkiye, küresel inşaat arenasındaki güçlü konumunu koruyor. ENR Dergisi'nin Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi 2025 listesinde 6 yeni katılımcıyla birlikte toplam 45 firma ile temsil edilen Türkiye, toplam firma sayısı bakımından Çin'in ardından ikinci sırada yer alıyor. Bu tablo, Türkiye'de müteahhitlik sektörünün uluslararası ölçekteki rekabet gücünü ve deneyimini açık biçimde ortaya koyuyor. Büyüme potansiyelinin ve risklerin bir arada bulunduğu bu rekabetçi ortamda öne çıkmak ve kazanımları kalıcı hâle getirmek için sektör liderlerinin sağlam bir yol haritasına ihtiyacı var. Raporumuz hem mevcut durumu analiz eden bir değerlendirme hem de yol gösterici bir rehber niteliği taşıyor. Sektörün bugünkü görünümünü ortaya koyarken, liderlerin daha akıllı, daha dayanıklı ve geleceğe hazır organizasyonlar inşa etmesine yardımcı olacak somut içgörüler sunuyor.” dedi.