Dünya genelinde iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında sanayi sektörlerinde karbonsuzlaşma çalışmaları hız kazanırken, yüksek emisyonlu sektörlerin dönüşümü her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Küresel karbon emisyonlarının önemli bir bölümünden sorumlu olan demir-çelik sektörü de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Uzmanlar, düşük karbonlu üretim teknolojilerine geçişin beklenen hızda ilerlemediğine dikkat çekerken, Türkiye'nin de uluslararası rekabet gücünü koruyabilmesi ve iklim hedeflerine ulaşabilmesi için sektörün karbonsuzlaşma sürecini hızlandırması gerektiğini vurguluyor.
Global Energy Monitor (GEM) tarafından yayımlanan son rapor, dünya genelinde çelik sektörünün düşük emisyonlu üretime geçişte önemli zorluklarla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre, fosil yakıtlara dayalı yatırımların devam etmesi, sektörün Paris Anlaşması kapsamında belirlenen hedeflere ulaşmasını zorlaştırıyor.
- Küresel çelik sektöründe karbonsuzlaşma çalışmaları, Paris Anlaşması hedeflerinin gerisinde ilerliyor.
- Sektör, dünya genelindeki karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu bulunuyor. Türkiye’de ise bu oran yüzde 10 seviyesinde.
- Çelik sektöründeki sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 88’i kömür bazlı üretim süreçlerinden kaynaklanıyor.
- Türkiye’de faaliyet gösteren 40’ın üzerinde ham çelik tesisinden yaklaşık 40 milyon ton sera gazı salınıyor.
- Emisyonların yüzde 65’i yalnızca üç entegre çelik tesisinden kaynaklanıyor.
- Enerji verimliliği, dijitalleşme ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla önemli ölçüde emisyon azaltımı sağlanabileceği belirtiliyor.
- Uzmanlar, bağlayıcı düzenlemeler ve etkin denetim mekanizmaları olmadan sektörün iklim hedeflerine ulaşmasının zor olduğunu ifade ediyor.
KÜRESEL ÇELİK SEKTÖRÜ DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE
Dünya genelinde demir-çelik sektörü, 2030 karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşılırken kritik bir dönemeçten geçiyor. Ancak düşük karbonlu çelik üretimindeki ilerleme beklentilerin altında kalırken, kömür ve diğer fosil yakıtlara dayalı üretim yöntemleri sektörde hâlâ ağırlığını koruyor. Uzmanlara göre, küresel iklim hedeflerine ulaşılabilmesi için kömür bazlı üretim teknolojilerinden kademeli olarak uzaklaşılması ve düşük emisyonlu üretim yöntemlerine daha fazla yatırım yapılması gerekiyor.
GEM’in bu yıl altıncısını yayımladığı raporda, 91 ülkede faaliyet gösteren 1.293 demir-çelik tesisi incelendi. Raporda, düşük karbonlu üretim kapasitesindeki artışın sınırlı kaldığı ve fosil yakıt kullanılmadan gerçekleştirilen demir üretimindeki gelişmelerin de yavaş ilerlediği belirtildi.
EMİSYONLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ KÖMÜR BAZLI ÜRETİMDEN KAYNAKLANIYOR
Rapora göre, çelik sektöründeki sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 88’i kömür bazlı üretim süreçlerinden kaynaklanıyor. Sektör aynı zamanda küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 11’ini oluşturuyor. Bu nedenle demir-çelik sanayisinde gerçekleştirilecek dönüşüm, dünyanın net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmasında kritik rol oynuyor.
Buna karşın, son bir yıl içerisinde düşük emisyonlu üretim kapasitesindeki artışın oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Uzmanlar, mevcut yatırım eğilimlerinin sürmesi halinde sektörün iklim hedeflerine ulaşmasının güçleşeceği uyarısında bulunuyor.
TÜRKİYE'DE DÖNÜŞÜM SÜRECİ YAVAŞ İLERLİYOR
İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, karbon yoğun yatırımların devam etmesi halinde çelik sektörünün hem küresel hem de ulusal iklim hedeflerinden uzaklaşacağını belirtti.
Rapora göre, 2025 yılı itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 2 milyar ton ham çelik üretilirken bunun yarısından fazlası Çin tarafından gerçekleştiriliyor. ABD ve Türkiye hurdaya dayalı elektrik ark ocaklı üretimde öne çıkarken, birçok büyük üretici ülkede kömüre dayalı yüksek fırın-bazik oksijen fırını teknolojisi kullanılmaya devam ediyor. Hindistan ise yeni kömür bazlı çelik yatırımlarında ilk sırada yer alıyor.
Baş, Almanya, Japonya, Güney Kore ve Çin gibi ülkelerde emisyon ticaret sistemleri ve düşük emisyonlu üretimi teşvik eden düzenlemelerin uygulamaya alındığını hatırlatarak, Türkiye'nin özellikle entegre tesislerdeki dönüşüm yatırımlarında ve karbonsuzlaşma finansmanına yönelik düzenlemelerde geride kaldığını ifade etti.
TÜRKİYE'DE BÜYÜK EMİSYON AZALTIM POTANSİYELİ BULUNUYOR
Türkiye’de faaliyet gösteren 40’tan fazla ham çelik tesisinin 2021 yılında yaklaşık 40 milyon ton sera gazı saldığı belirtiliyor. Bu rakam, ülkenin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’una karşılık geliyor.
Üretimin yüzde 70’ten fazlası hurdaya dayalı elektrik ark ocaklarında gerçekleştiriliyor. Bu yöntem, geleneksel üretim tekniklerine göre daha düşük emisyonlu kabul edilse de kullanılan elektriğin önemli bölümünün hâlâ ithal kömür kaynaklı olması sektörün karbon ayak izini artırıyor.
Öte yandan, emisyonların yaklaşık yüzde 65’inden sorumlu olan üç entegre tesiste henüz somut bir dönüşüm yatırımının bulunmaması dikkat çekiyor. Uzmanlar, bu tesislerde yapılacak dönüşüm yatırımlarının Türkiye’nin sanayi kaynaklı emisyonlarının azaltılmasında önemli katkı sağlayacağını belirtiyor.
VERİMLİLİK VE YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARI ÖNE ÇIKIYOR
Dursun Baş’a göre, Türkiye’deki çelik tesislerinde enerji ve malzeme verimliliği uygulamaları, dijitalleşme, metalurjik optimizasyon, yenilenebilir enerji kullanımı ve ileri mühendislik çözümleri sayesinde önemli ölçüde emisyon azaltımı sağlanabilir.
Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için bağlayıcı düzenlemeler, etkin denetim mekanizmaları ve güçlü bir kamu iradesi gerekiyor. Ayrıca üretim kapasitesindeki büyümenin sürmesi halinde, verimlilik yatırımları yapılsa dahi sektörün toplam emisyonlarının artmaya devam edebileceği belirtiliyor.
BAĞLAYICI ULUSAL HEDEFLER GEREKİYOR
İstanbul Politikalar Merkezi tarafından hazırlanan “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporunda da sektörün dönüşümüne yönelik çeşitli öneriler yer alıyor.
Dursun Baş, çelik sektörünün ekonomik ve stratejik öneminin tartışılmaz olduğunu ancak bu durumun çevresel ve toplumsal maliyetleri göz ardı etmek için bir gerekçe olarak kullanılmaması gerektiğini ifade etti. Baş, gerçek bir dönüşüm için 2053 hedeflerinin ötesine geçilerek 2030-2035 dönemini kapsayan bağlayıcı sektörel hedeflerin belirlenmesi, sera gazı ve endüstriyel kirleticilere ilişkin şeffaf izin ve denetim sistemlerinin kurulması ve sektör özelinde üretim planlamasının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.