EKONOMİ

Dünya çelik sektörü İstanbul’da küresel gündemi masaya yatıracak

Abone Ol

Türkiye çelik sektörü, güçlü üretim kapasitesine karşın artan ithalat, yüksek üretim maliyetleri ve yenileme yatırımlarının finansmanı gibi başlıklarla zorlu bir süreçten geçiyor. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, küresel rekabet koşullarındaki değişimin Türk çelik sektörünü daha fazla maliyet baskısıyla karşı karşıya bıraktığını belirterek, sektörün geleceği açısından rekabet koşullarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin çelik üretiminde Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri konumunda bulunduğunu belirten Dalbeler, ülkenin geçen yıl 38,1 milyon tonluk üretimle Avrupa’da ilk sıraya, dünyada ise yedinci sıraya yükseldiğini ifade etti. Ancak yüksek üretim kapasitesine rağmen dış ticarette ithalat baskısının giderek arttığına dikkat çeken Dalbeler, geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton ihracata karşılık 23 milyon ton seviyesinde ithalat gerçekleştirildiğini kaydetti.

Dalbeler, yılın ilk dönemine ilişkin verilerin de ithalatın sektördeki ağırlığını koruduğunu gösterdiğini belirterek, Türkiye’nin çelik tüketiminde ithalatın payının birçok ülkeye kıyasla oldukça yüksek olduğunu söyledi.

Rekabet koşullarında eşitlik vurgusu
Çelik sektörünün ithalata karşı olmadığını özellikle vurgulayan Dalbeler, temel beklentilerinin yerli üretici ile ithal ürünler arasında adil rekabet şartlarının oluşturulması olduğunu dile getirdi.

Birçok ülkede ithalatın toplam çelik tüketimindeki payının yüzde 10-20 bandında bulunduğunu, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 50’ye yaklaştığını belirten Dalbeler, özellikle devlet destekleri ve farklı maliyet avantajlarıyla üretim yapan ülkelerden gelen ürünlerin yerli üreticiyi zorladığını ifade etti.

Küresel fiyat oluşumlarının da rekabet koşullarındaki farklılığı ortaya koyduğunu belirten Dalbeler, Çin’in düşük maliyet avantajıyla dünya pazarlarında önemli bir baskı oluşturduğunu söyledi. Avrupa ve ABD’de uygulanan korumacı ticaret politikalarının fiyatları yukarı taşımasına karşın Çinli üreticilerin daha düşük fiyatlarla teklif verebildiğini belirten Dalbeler, Türkiye’deki üreticilerin bu koşullarda maliyet açısından ciddi bir dezavantajla karşı karşıya kaldığını kaydetti.

Çelik sanayi için stratejik öneme sahip
Türkiye’nin geçmişte kapasite yetersizliği nedeniyle ihtiyaç duyduğu çelikte önemli yatırımlar gerçekleştirdiğini belirten Dalbeler, bugün gelinen noktada üretim altyapısının korunmasının sanayinin genel rekabet gücü açısından kritik olduğunu söyledi.

Çeliğin yalnızca bir hammadde olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dalbeler, otomotivden beyaz eşyaya, makineden savunma sanayisine kadar çok sayıda sektörün üretim kapasitesinin çelik tedarikiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Pandemi ve savaşlar sonrasında tedarik zincirlerinin güvenliğinin ülkeler açısından stratejik bir başlığa dönüştüğünü belirten Dalbeler, ülkelerin kendi üretim kabiliyetlerini korumaya daha fazla önem verdiğini söyledi. Türkiye’nin de sahip olduğu güçlü çelik üretim altyapısını koruyarak yakın coğrafyada güvenilir bir tedarik merkezi olma potansiyeline sahip olduğunu kaydetti.

İstanbul’da küresel çelik buluşması
Sektörün karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde uluslararası iş birliklerinin önemine dikkat çeken Dalbeler, 25-27 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek Steel Networking Summits 2026’nın sektör açısından önemli bir buluşma noktası olacağını belirtti.

Çelik İhracatçıları Birliği’nin iş birliği ve desteğiyle Swissôtel The Bosphorus’ta düzenlenecek zirvede, 80’den fazla ülkeden delegasyonun yanı sıra 400’ün üzerinde sektör temsilcisi ve 200’ün üzerinde uluslararası katılımcının bir araya gelmesi bekleniyor. Organizasyonda 30’dan fazla üst düzey konuşmacı; küresel çelik piyasaları, ticaret politikaları, korumacılık, uluslararası rekabet, yatırımlar, yeşil dönüşüm ve sektörün geleceğini değerlendirecek.

Etkinliğin yalnızca konferans formatında olmayacağını belirten Dalbeler, 30 saati aşan networking programları, B2B görüşmeleri ve alım heyetleriyle doğrudan ticari bağlantıların geliştirilmesine odaklanılacağını söyledi.

İstanbul’un Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika arasındaki stratejik konumuna dikkat çeken Dalbeler, organizasyonun kenti küresel çelik ticaretinin önemli buluşma merkezlerinden biri haline getirme hedefi taşıdığını ifade etti.

“Çelik üretiminden vazgeçmek mümkün değil”
Dünya çelik sektöründe kapasite fazlası bulunmasına rağmen ülkelerin üretim yatırımlarını sürdürdüğünü belirten Dalbeler, bunun çeliğin stratejik niteliğinden kaynaklandığını söyledi.

Ticaret savaşları, pandemi ve tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmaların ülkelerin çelik sektörüne bakışını değiştirdiğini ifade eden Dalbeler, güçlü bir sanayi altyapısının sürdürülebilmesi için çelik üretiminin korunmasının gerekli olduğunu kaydetti.

Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesinin önemli bir avantaj olduğunu ancak bu avantajın maliyet baskıları nedeniyle zayıflamaması gerektiğini belirten Dalbeler, sektörün bundan sonraki dönemde yalnızca kapasite artışına değil, verimlilik ve maliyet rekabetine de odaklanması gerektiğini söyledi.

İşçilik maliyetleri rekabeti zorluyor
Sektörde enerji maliyetlerinin yanı sıra işçilik giderlerinin de önemli bir baskı unsuru haline geldiğini belirten Dalbeler, son beş yılda işçilik maliyetlerinin dolar bazında yaklaşık üç kat arttığını ifade etti.

Çelik sektöründe işçilik maliyetlerinin toplam maliyetler içerisindeki payının geçmişe göre yükseldiğini belirten Dalbeler, Türkiye’nin artık yalnızca Avrupa ve ABD ile değil, daha düşük maliyetlerle üretim yapan Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleriyle rekabet ettiğini söyledi.

Dalbeler, Türkiye’nin enerji maliyetlerinde elde ettiği avantajın bir bölümünün artan işçilik giderleriyle kaybedildiğini belirterek, maliyet yapısının sektörün uluslararası rekabet gücü açısından yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.

Yatırım kapasitesi kârlılığa bağlı
Çelik üretim tesislerinin yüksek sermaye gerektiren yapısına da dikkat çeken Dalbeler, üretim tesislerinin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenileme ve modernizasyon yatırımlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Yüksek sıcaklıklarda ve ağır koşullarda çalışan üretim ekipmanlarının sürekli yıprandığını belirten Dalbeler, sektörün yeterli kârlılık yaratamaması durumunda yenileme yatırımlarının ertelenebileceğini ifade etti.

Yatırımların ertelenmesinin zaman içerisinde tesislerin verimliliğini ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirten Dalbeler, uluslararası rakiplerin yeni teknolojileri daha hızlı devreye alarak üretim maliyetlerini düşürdüğünü söyledi.

Karabük ve Erdemir gibi köklü üretim tesislerinin modernizasyon ihtiyacının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dalbeler, üretim altyapısının güncel tutulmasının yalnızca şirketlerin değil, Türkiye’nin sanayi geleceğinin korunması açısından da stratejik önem taşıdığını vurguladı.