ABD Başkanı Donald Trump’ın 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi’ne bizzat katılacak olması, uluslararası kamuoyunun dikkatini Türkiye’ye yöneltti. Zirve ve Trump’ın ziyareti üzerine değerlendirmelerde bulunan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (Türkçe) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nergiz Özkural Köroğlu, bu gelişmenin yalnızca diplomatik bir temas değil, aynı zamanda ittifakın geleceğine dair kritik mesajlar içeren stratejik bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu ifade etti.
Trump yönetiminin NATO’ya yönelik “yeniden yapılanma ve yük paylaşımı” yaklaşımını değerlendiren Köroğlu, ABD’nin uzun süredir Avrupa güvenliğinde orantısız bir yük üstlendiği yönündeki söyleminin Ankara Zirvesi’nin ana gündemlerinden biri olacağını belirtti. Köroğlu’na göre, “Avrupa’nın savunma harcamalarının artırılması, NATO içinde yük paylaşımının yeniden dengelenmesi ve ittifakın stratejik yöneliminin gözden geçirilmesi” gibi başlıklar zirvede geniş şekilde tartışılacak. Bu çerçevede Türkiye’nin NATO içindeki askeri kapasitesi, operasyonel katkısı ve jeostratejik konumu nedeniyle daha görünür ve belirleyici bir aktör olarak öne çıkması bekleniyor.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (Türkçe) Bölüm Başkanı olan Köroğlu, Trump’ın zirveye doğrudan katılımını ise “lider diplomasisinin güçlendiği yeni bir dönem” olarak değerlendirdi. Trump’ın dış politika yaklaşımında devlet kurumlarından ziyade liderler arası doğrudan temasın ön planda olduğunu vurgulayan Köroğlu, bu durumun Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir diplomatik atmosfer oluşturabileceğini ifade etti.
“Lider diplomasisi ve pragmatik pazarlıklar öne çıkabilir”
Köroğlu’na göre Trump’ın Ankara Zirvesi’ne katılımı, klasik diplomatik mekanizmaların ötesinde daha kişisel ve doğrudan pazarlıkların önünü açabilecek bir gelişme olarak görülüyor. F-16 modernizasyon süreci, savunma sanayi iş birlikleri, mühimmat tedariki ve CAATSA yaptırımları gibi konuların bu çerçevede yeniden ele alınabileceğini belirten Köroğlu, “Trump yönetimi dış politikada sonuç odaklı ve pragmatik bir yaklaşım benimsiyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nde esnek ve hızlı karar alma süreçlerini tetikleyebilecek görüşmeler yapılabilir” dedi.
Türkiye’nin NATO içerisindeki konumuna da geniş yer ayıran Köroğlu, ülkenin yalnızca askeri gücüyle değil, aynı zamanda Karadeniz güvenliği, Orta Doğu’ya yakınlığı, göç yönetimi ve enerji koridorları üzerindeki rolüyle de kritik bir merkez ülke olduğunu vurguladı. Türkiye’nin bu çok katmanlı jeostratejik pozisyonunun, NATO içinde alınacak yeni kararlarda daha fazla dikkate alınmasını zorunlu hale getirdiğini ifade etti.
“NATO’nun geleceği Ankara’da yeniden tanımlanabilir”
Trump’ın NATO’ya ilişkin “önemli değişiklikler yapılmalı” yaklaşımının ittifakın kurumsal kimliğini doğrudan tartışmaya açtığını söyleyen Köroğlu, bu yaklaşımın NATO’nun sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi birlik yapısını da sorgulattığını belirtti.
Köroğlu, Trump’ın NATO’yu bir “değerler ittifakı” olmaktan ziyade, “fayda ve yük paylaşımı üzerine kurulu bir güvenlik platformu” olarak gördüğünü ifade ederek, “Bu bakış açısı Ankara Zirvesi’nde Avrupa’nın savunma bütçelerinin artırılması, yük paylaşımının yeniden düzenlenmesi ve NATO’nun stratejik dönüşüm kapasitesinin tartışılması gibi başlıklara doğrudan yansıyacaktır” dedi.
Türkiye’nin dengeleyici ve arabulucu rolü güçleniyor
Türkiye’nin son yıllarda izlediği çok yönlü dış politika stratejisine dikkat çeken Köroğlu, Ankara’nın hem Batı ittifakı içinde yer alırken hem de Rusya, Ukrayna ve Orta Doğu gibi kriz alanlarında aktif bir denge politikası yürüttüğünü ifade etti.
Türkiye’nin özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde oynadığı “tahıl koridoru diplomasisi” rolüyle küresel ölçekte önemli bir diplomatik başarı elde ettiğini belirten Köroğlu, Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Karadeniz güvenliğinde üstlendiği sorumluluğun da bu stratejik konumu güçlendirdiğini söyledi.
Ayrıca Türkiye’nin Ortadoğu’daki krizlere karşı geliştirdiği temkinli ve dengeli yaklaşımın, ülkeyi bölgesel istikrar açısından vazgeçilmez bir aktör haline getirdiğini vurguladı.
İran krizi ve enerji güvenliği zirvenin merkezinde olabilir
İran ile ilgili gelişmelerin zirve gündemini doğrudan etkileyeceğini ifade eden Köroğlu, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, enerji arz zincirleri ve küresel enerji istikrarının NATO açısından kritik başlıklar arasında yer alacağını belirtti.
NATO’nun gelecekte yalnızca bölgesel güvenlik sağlayan bir yapı mı yoksa küresel kriz yöneten bir organizasyon mu olacağı sorusunun da Ankara’da tartışılabileceğini ifade eden Köroğlu, Türkiye’nin bu süreçte enerji koridorları üzerindeki konumu nedeniyle stratejik öneminin daha da arttığını söyledi. Hava savunma sistemleri, güney kanadın güvenliği ve Kürecik radar üssünün rolü gibi teknik başlıkların da gündeme gelmesi bekleniyor.
Türkiye kolaylaştırıcı diplomasi rolünü sürdürebilir
İsrail-İran gerilimi bağlamında Türkiye’nin arabuluculuk potansiyeline de değinen Köroğlu, Ankara’nın doğrudan arabulucu olmaktan çok “kolaylaştırıcı diplomasi” rolünü sürdürme eğiliminde olduğunu ifade etti. Türkiye’nin İsrail-Filistin hattındaki politik pozisyonu nedeniyle bu rolün sınırlı ancak kritik düzeyde kalacağını belirtti.
F-16, savunma sanayi ve yeni iş birliği alanları
Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde Köroğlu, F-35 programının mevcut koşullar altında yeniden başlamasının kısa vadede zor olduğunu ancak F-16 modernizasyonu, ortak üretim projeleri ve savunma sanayi iş birliklerinin daha gerçekçi seçenekler olduğunu ifade etti.
Enerji güvenliği, terörle mücadele ve Suriye’deki güç dengelerinin de iki ülke arasındaki en hassas başlıklar arasında yer almaya devam edeceğini belirtti.
Türkiye’nin küresel sistemdeki konumu güçleniyor
Köroğlu değerlendirmesinin sonunda, Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin yalnızca ittifakın geleceğine değil, aynı zamanda Türkiye’nin küresel sistemdeki konumuna da güçlü bir vurgu yaptığını ifade ederek, Türkiye’nin çok kutuplu uluslararası düzende hem kriz yöneten hem de denge sağlayan kilit aktörlerden biri olmaya devam ettiğini söyledi.