Türkiye'nin dünya mücevher üretimindeki güçlü konumuna rağmen, altın ithalatına uygulanan kota sistemi sektörün ihracat performansını olumsuz etkilemeye devam ediyor. Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) verilerine göre, 2026 yılının ilk altı ayında sektör ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 gerilerken, işlenmiş altın mücevher ihracatındaki düşüş yüzde 62'ye ulaştı. Mücevher İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özcan, ihracattaki sert gerilemenin temel nedeninin altın ithalatına uygulanan kota sistemi olduğunu belirterek, sektörün yalnızca maliyet baskısıyla değil, uluslararası pazarlarda oluşan güven kaybıyla da karşı karşıya olduğunu söyledi.
Dünya mücevher üretiminde Hindistan ve İtalya'nın ardından üçüncü sırada yer alan Türkiye, son iki yılda ihracatta önemli bir ivme kaybı yaşadı. 2025 yılında 7,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren sektör, 2026 yılının ilk yarısında 2,9 milyar dolarda kaldı. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre mücevher sektörü, yılın ilk altı ayında ihracatı en fazla gerileyen sektör olarak kayıtlara geçti.
"Altın Fiyatındaki Fark Rekabet Gücümüzü Yok Ediyor"
İhracattaki düşüşün temel nedeninin 2023 yılında cari açığı azaltmak amacıyla uygulamaya alınan altın ithalat kotası olduğunu ifade eden MİB Başkanı Mustafa Özcan, kota nedeniyle Türkiye'deki altın fiyatı ile uluslararası piyasalardaki fiyat arasında ciddi farklar oluştuğunu belirtti.
Özcan, yaşanan maliyet baskısının sektörü doğrudan etkilediğini belirterek, "Mücevher sektörü kilogram başına ortalama 4 bin 500 dolar işçilik katma değeri üretiyor. Buna karşılık kota nedeniyle altının kilogram fiyatında zaman zaman 15 bin dolara varan farklar oluştu. Böyle bir maliyet farkını uluslararası alıcıya anlatmanız mümkün değil. Dünya piyasasında aynı ürünü daha uygun maliyetle temin edebilen müşteriler doğal olarak başka ülkelere yöneliyor." dedi.
Belirsizlik, Müşterileri Rakip Ülkelere Yönlendiriyor
Altın fiyat farkının son dönemde azalmasına rağmen ihracattaki gerilemenin sürdüğünü belirten Özcan, asıl sorunun kota uygulamasının yarattığı öngörülemezlik olduğunu dile getirdi.
Uluslararası alıcıların sipariş verirken teslim tarihindeki maliyeti hesaplayamadığını vurgulayan Özcan, bunun uzun yıllar emek verilerek oluşturulan ticari ilişkileri zedelediğini söyledi.
"Bugün fiyat farkı olmayabilir ancak müşteri sipariş verdiğinde 45 gün sonra hangi maliyetle karşılaşacağını bilmiyor. Bu belirsizlik nedeniyle siparişlerini Çin'e, İtalya'ya veya Endonezya'ya kaydırıyor. Uluslararası ticarette süreklilik çok önemli. Bir müşteri Türkiye'den uzaklaştığında, fiyatlar normale dönse bile onu yeniden kazanmak kolay olmuyor."
Net İhracatçı Konumundan İthalatçı Konumuna
Cari açığı azaltmak amacıyla uygulanan kota sisteminin hedeflenen sonucu vermediğini belirten Özcan, ithalatın düşmek yerine arttığına dikkat çekti.
2021 yılında yaklaşık 700 milyon dolar seviyesinde olan bitmiş takı ithalatının 2024 yılında 6,6 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Özcan, Türkiye'nin geçmişte net ihracatçı konumundayken bugün ithalatçı konuma gerilediğini söyledi.
Sektörün yeniden güç kazanabilmesi için ham maddeye erişimin öngörülebilir hale gelmesi gerektiğini vurgulayan Özcan, üretim süreçlerinde yaşanan diğer sorunlara da dikkat çekti.
DİR ve Operasyonel Süreçler Üretimi Yavaşlatıyor
Altın kotasının yanı sıra Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yaşanan kısıtlamaların da üretim süreçlerini olumsuz etkilediğini belirten Mustafa Özcan, mevcut uygulamaların ihracatçının rekabet gücünü zayıflattığını söyledi.
"Üretimi doğrudan etkileyen Dahilde İşleme Rejimi tarafında da büyük engellerle karşılaşıyoruz; aylık altın ithalatında kapasite kısıtlamaları bulunuyor, mevcut kapasiteler kullandırılamıyor ve ithalat öncesi gümrüklerden izin alma zorunluluğu gibi süreçler işimizi yavaşlatıyor. Operasyonel tarafta ise ürünlerin ayar raporu için Darphane'ye sevk edilmesi mecburiyeti, özel ayar evi raporlarının kabul edilmemesi ve hatta ATA Karnesi ile yurt dışına götürülen ürünlerden dahi ayar raporu istenmesi büyük bir vakit ve maliyet kaybı yaratıyor."
"20 Milyar Dolarlık İhracat Potansiyelimiz Var"
Türk mücevher sektörünün güçlü üretim altyapısı, tasarım kabiliyeti ve yüksek katma değerli üretimiyle dünya pazarlarında önemli bir konuma sahip olduğunu belirten Özcan, yapısal sorunların çözülmesi halinde sektörün çok daha yüksek ihracat rakamlarına ulaşabileceğini ifade etti.
"Bugün dünyanın en büyük üçüncü mücevher üreticisiyiz. Mücevher sektörü kilogram başına ortalama 4 bin 500 dolar işçilik değeriyle Türkiye'nin en yüksek katma değer oluşturan sektörlerinden biridir. Göbeklitepe'den Çemberlitaş'a uzanan 10 bin yıllık bir geçmişin mirasını taşıyoruz. Önümüzdeki dört yıl için öncelikli hedefimizi, sektörde yaşanan ihracat düşüşünü tersine çevirmek ve üretim ile ihracatta Hindistan ve İtalya'nın ardından üçüncü büyük ülke konumumuzu kalıcı hale getirmek olarak belirledik. Kaybettiğimiz net ihracatçı unvanını geri kazanmak istiyoruz."
Özcan, sektörün önündeki yapısal engellerin kaldırılması halinde ihracatta çok daha yüksek rakamlara ulaşılabileceğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yol haritamızın ana hatlarını; ithalat kotaları, DİR kısıtlamaları ve vergi yükleri gibi darboğazları kamu otoriteleriyle koordineli çalışarak aşmak oluşturuyor. En büyük gücümüz olan 250 binin üzerindeki istihdamımızı koruyarak sektörümüzü hak ettiği zirveye tekrar taşıyacağız. Altın ithalatındaki kota başta olmak üzere üretimi ve ihracatı zorlaştıran yapısal engellerin kaldırılması halinde sektörümüzün 20 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabilecek potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz."
Altın Esaslı Muhasebe Talebi
Sektörün finansal yapısının korunabilmesi için "Altın Esaslı Muhasebe" sistemine geçilmesinin kritik önem taşıdığını ifade eden Özcan, mevcut muhasebe sisteminin şirket sermayelerini erittiğini dile getirdi.
"Şu anki düzende, altındaki kur veya enflasyon kaynaklı değer artışı 'kâr' olarak görülüp üzerinden vergilendirme yapılıyor, bu da şirketlerimizin fiziki sermayesini doğrudan eritiyor. Destekler konusunda ise mücevher sektörünün döviz dönüşüm desteğinden çıkarıldığını görüyoruz. Sektörün yeniden motive edilmesi ve sermayesinin korunması için altın esaslı muhasebenin yasalaşması ve kaldırılan döviz dönüşüm desteklerinin yeniden ihracatçılara sunulması en etkili çözüm olacaktır."
Mücevher İhracatçıları Birliği, altın ithalat kotasının gözden geçirilmesi, Dahilde İşleme Rejimi'ndeki kısıtlamaların kaldırılması ve sektörün finansal yapısını güçlendirecek düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle Türkiye'nin yeniden küresel mücevher ticaretinde güçlü bir ihracatçı konumuna ulaşabileceğini vurguluyor.
Mücevher İhracatında Alarm Zilleri: Altın Kotası Sektörün Rekabet Gücünü Zayıflatıyor
Türkiye'nin dünya mücevher üretimindeki güçlü konumuna rağmen, altın ithalatına uygulanan kota sistemi sektörün ihracat performansını olumsuz etkilemeye devam ediyor. Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) verilerine göre, 2026 yılının ilk altı ayında sektör ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 gerilerken, işlenmiş altın mücevher ihracatındaki düşüş yüzde 62'ye ulaştı. Mücevher İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özcan, ihracattaki sert gerilemenin temel nedeninin altın ithalatına uygulanan kota sistemi olduğunu belirterek, sektörün yalnızca maliyet baskısıyla değil, uluslararası pazarlarda oluşan güven kaybıyla da karşı karşıya olduğunu söyledi.
İhracatta Sert Düşüş Yaşandı
Dünya mücevher üretiminde Hindistan ve İtalya'nın ardından üçüncü sırada yer alan Türkiye, son iki yılda ihracatta önemli bir ivme kaybı yaşadı. 2025 yılında 7,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren sektör, 2026 yılının ilk yarısında 2,9 milyar dolarda kaldı.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre mücevher sektörü, yılın ilk altı ayında ihracatı en fazla gerileyen sektör olarak kayıtlara geçti.
"Altın Fiyatındaki Fark Rekabet Gücümüzü Yok Ediyor"
İhracattaki düşüşün temel nedeninin 2023 yılında cari açığı azaltmak amacıyla uygulamaya alınan altın ithalat kotası olduğunu ifade eden MİB Başkanı Mustafa Özcan, kota nedeniyle Türkiye'deki altın fiyatı ile uluslararası piyasalardaki fiyat arasında ciddi farklar oluştuğunu belirtti.
Özcan, yaşanan maliyet baskısının sektörü doğrudan etkilediğini belirterek şunları söyledi:
"Mücevher sektörü kilogram başına ortalama 4 bin 500 dolar işçilik katma değeri üretiyor. Buna karşılık kota nedeniyle altının kilogram fiyatında zaman zaman 15 bin dolara varan farklar oluştu. Böyle bir maliyet farkını uluslararası alıcıya anlatmanız mümkün değil. Dünya piyasasında aynı ürünü daha uygun maliyetle temin edebilen müşteriler doğal olarak başka ülkelere yöneliyor."
Belirsizlik, Müşterileri Rakip Ülkelere Yönlendiriyor
Altın fiyat farkının son dönemde azalmasına rağmen ihracattaki gerilemenin sürdüğünü belirten Özcan, asıl sorunun kota uygulamasının yarattığı öngörülemezlik olduğunu dile getirdi.
Uluslararası alıcıların sipariş verirken teslim tarihindeki maliyeti hesaplayamadığını vurgulayan Özcan, bunun uzun yıllar emek verilerek oluşturulan ticari ilişkileri zedelediğini söyledi.
"Bugün fiyat farkı olmayabilir ancak müşteri sipariş verdiğinde 45 gün sonra hangi maliyetle karşılaşacağını bilmiyor. Bu belirsizlik nedeniyle siparişlerini Çin'e, İtalya'ya veya Endonezya'ya kaydırıyor. Uluslararası ticarette süreklilik çok önemli. Bir müşteri Türkiye'den uzaklaştığında, fiyatlar normale dönse bile onu yeniden kazanmak kolay olmuyor."
Net İhracatçı Konumundan İthalatçı Konumuna
Cari açığı azaltmak amacıyla uygulanan kota sisteminin hedeflenen sonucu vermediğini belirten Özcan, ithalatın düşmek yerine arttığına dikkat çekti.
2021 yılında yaklaşık 700 milyon dolar seviyesinde olan bitmiş takı ithalatının 2024 yılında 6,6 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Özcan, Türkiye'nin geçmişte net ihracatçı konumundayken bugün ithalatçı konuma gerilediğini söyledi.
Sektörün yeniden güç kazanabilmesi için ham maddeye erişimin öngörülebilir hale gelmesi gerektiğini vurgulayan Özcan, üretim süreçlerinde yaşanan diğer sorunlara da dikkat çekti.
DİR ve Operasyonel Süreçler Üretimi Yavaşlatıyor
Altın kotasının yanı sıra Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yaşanan kısıtlamaların da üretim süreçlerini olumsuz etkilediğini belirten Mustafa Özcan, mevcut uygulamaların ihracatçının rekabet gücünü zayıflattığını söyledi.
"Üretimi doğrudan etkileyen Dahilde İşleme Rejimi tarafında da büyük engellerle karşılaşıyoruz; aylık altın ithalatında kapasite kısıtlamaları bulunuyor, mevcut kapasiteler kullandırılamıyor ve ithalat öncesi gümrüklerden izin alma zorunluluğu gibi süreçler işimizi yavaşlatıyor. Operasyonel tarafta ise ürünlerin ayar raporu için Darphane'ye sevk edilmesi mecburiyeti, özel ayar evi raporlarının kabul edilmemesi ve hatta ATA Karnesi ile yurt dışına götürülen ürünlerden dahi ayar raporu istenmesi büyük bir vakit ve maliyet kaybı yaratıyor."
"20 Milyar Dolarlık İhracat Potansiyelimiz Var"
Türk mücevher sektörünün güçlü üretim altyapısı, tasarım kabiliyeti ve yüksek katma değerli üretimiyle dünya pazarlarında önemli bir konuma sahip olduğunu belirten Özcan, yapısal sorunların çözülmesi halinde sektörün çok daha yüksek ihracat rakamlarına ulaşabileceğini ifade etti.
"Bugün dünyanın en büyük üçüncü mücevher üreticisiyiz. Mücevher sektörü kilogram başına ortalama 4 bin 500 dolar işçilik değeriyle Türkiye'nin en yüksek katma değer oluşturan sektörlerinden biridir. Göbeklitepe'den Çemberlitaş'a uzanan 10 bin yıllık bir geçmişin mirasını taşıyoruz. Önümüzdeki dört yıl için öncelikli hedefimizi, sektörde yaşanan ihracat düşüşünü tersine çevirmek ve üretim ile ihracatta Hindistan ve İtalya'nın ardından üçüncü büyük ülke konumumuzu kalıcı hale getirmek olarak belirledik. Kaybettiğimiz net ihracatçı unvanını geri kazanmak istiyoruz."
Özcan, sektörün önündeki yapısal engellerin kaldırılması halinde ihracatta çok daha yüksek rakamlara ulaşılabileceğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yol haritamızın ana hatlarını; ithalat kotaları, DİR kısıtlamaları ve vergi yükleri gibi darboğazları kamu otoriteleriyle koordineli çalışarak aşmak oluşturuyor. En büyük gücümüz olan 250 binin üzerindeki istihdamımızı koruyarak sektörümüzü hak ettiği zirveye tekrar taşıyacağız. Altın ithalatındaki kota başta olmak üzere üretimi ve ihracatı zorlaştıran yapısal engellerin kaldırılması halinde sektörümüzün 20 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabilecek potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz."
Altın Esaslı Muhasebe Talebi
Sektörün finansal yapısının korunabilmesi için "Altın Esaslı Muhasebe" sistemine geçilmesinin kritik önem taşıdığını ifade eden Özcan, mevcut muhasebe sisteminin şirket sermayelerini erittiğini dile getirdi.
"Şu anki düzende, altındaki kur veya enflasyon kaynaklı değer artışı 'kâr' olarak görülüp üzerinden vergilendirme yapılıyor, bu da şirketlerimizin fiziki sermayesini doğrudan eritiyor. Destekler konusunda ise mücevher sektörünün döviz dönüşüm desteğinden çıkarıldığını görüyoruz. Sektörün yeniden motive edilmesi ve sermayesinin korunması için altın esaslı muhasebenin yasalaşması ve kaldırılan döviz dönüşüm desteklerinin yeniden ihracatçılara sunulması en etkili çözüm olacaktır."
Mücevher İhracatçıları Birliği, altın ithalat kotasının gözden geçirilmesi, Dahilde İşleme Rejimi'ndeki kısıtlamaların kaldırılması ve sektörün finansal yapısını güçlendirecek düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle Türkiye'nin yeniden küresel mücevher ticaretinde güçlü bir ihracatçı konumuna ulaşabileceğini vurguluyor.
Mücevher İhracatında Alarm Zilleri: Altın Kotası Sektörün Rekabet Gücünü Zayıflatıyor
Türkiye'nin dünya mücevher üretimindeki güçlü konumuna rağmen, altın ithalatına uygulanan kota sistemi sektörün ihracat performansını olumsuz etkilemeye devam ediyor. Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) verilerine göre, 2026 yılının ilk altı ayında sektör ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 gerilerken, işlenmiş altın mücevher ihracatındaki düşüş yüzde 62'ye ulaştı. Mücevher İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özcan, ihracattaki sert gerilemenin temel nedeninin altın ithalatına uygulanan kota sistemi olduğunu belirterek, sektörün yalnızca maliyet baskısıyla değil, uluslararası pazarlarda oluşan güven kaybıyla da karşı karşıya olduğunu söyledi.
İhracatta Sert Düşüş Yaşandı
Dünya mücevher üretiminde Hindistan ve İtalya'nın ardından üçüncü sırada yer alan Türkiye, son iki yılda ihracatta önemli bir ivme kaybı yaşadı. 2025 yılında 7,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren sektör, 2026 yılının ilk yarısında 2,9 milyar dolarda kaldı.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre mücevher sektörü, yılın ilk altı ayında ihracatı en fazla gerileyen sektör olarak kayıtlara geçti.
"Altın Fiyatındaki Fark Rekabet Gücümüzü Yok Ediyor"
İhracattaki düşüşün temel nedeninin 2023 yılında cari açığı azaltmak amacıyla uygulamaya alınan altın ithalat kotası olduğunu ifade eden MİB Başkanı Mustafa Özcan, kota nedeniyle Türkiye'deki altın fiyatı ile uluslararası piyasalardaki fiyat arasında ciddi farklar oluştuğunu belirtti.
Özcan, yaşanan maliyet baskısının sektörü doğrudan etkilediğini belirterek şunları söyledi:
"Mücevher sektörü kilogram başına ortalama 4 bin 500 dolar işçilik katma değeri üretiyor. Buna karşılık kota nedeniyle altının kilogram fiyatında zaman zaman 15 bin dolara varan farklar oluştu. Böyle bir maliyet farkını uluslararası alıcıya anlatmanız mümkün değil. Dünya piyasasında aynı ürünü daha uygun maliyetle temin edebilen müşteriler doğal olarak başka ülkelere yöneliyor."
Belirsizlik, Müşterileri Rakip Ülkelere Yönlendiriyor
Altın fiyat farkının son dönemde azalmasına rağmen ihracattaki gerilemenin sürdüğünü belirten Özcan, asıl sorunun kota uygulamasının yarattığı öngörülemezlik olduğunu dile getirdi.
Uluslararası alıcıların sipariş verirken teslim tarihindeki maliyeti hesaplayamadığını vurgulayan Özcan, bunun uzun yıllar emek verilerek oluşturulan ticari ilişkileri zedelediğini söyledi.
"Bugün fiyat farkı olmayabilir ancak müşteri sipariş verdiğinde 45 gün sonra hangi maliyetle karşılaşacağını bilmiyor. Bu belirsizlik nedeniyle siparişlerini Çin'e, İtalya'ya veya Endonezya'ya kaydırıyor. Uluslararası ticarette süreklilik çok önemli. Bir müşteri Türkiye'den uzaklaştığında, fiyatlar normale dönse bile onu yeniden kazanmak kolay olmuyor."
Net İhracatçı Konumundan İthalatçı Konumuna
Cari açığı azaltmak amacıyla uygulanan kota sisteminin hedeflenen sonucu vermediğini belirten Özcan, ithalatın düşmek yerine arttığına dikkat çekti.
2021 yılında yaklaşık 700 milyon dolar seviyesinde olan bitmiş takı ithalatının 2024 yılında 6,6 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Özcan, Türkiye'nin geçmişte net ihracatçı konumundayken bugün ithalatçı konuma gerilediğini söyledi.
Sektörün yeniden güç kazanabilmesi için ham maddeye erişimin öngörülebilir hale gelmesi gerektiğini vurgulayan Özcan, üretim süreçlerinde yaşanan diğer sorunlara da dikkat çekti.
DİR ve Operasyonel Süreçler Üretimi Yavaşlatıyor
Altın kotasının yanı sıra Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yaşanan kısıtlamaların da üretim süreçlerini olumsuz etkilediğini belirten Mustafa Özcan, mevcut uygulamaların ihracatçının rekabet gücünü zayıflattığını söyledi.
"Üretimi doğrudan etkileyen Dahilde İşleme Rejimi tarafında da büyük engellerle karşılaşıyoruz; aylık altın ithalatında kapasite kısıtlamaları bulunuyor, mevcut kapasiteler kullandırılamıyor ve ithalat öncesi gümrüklerden izin alma zorunluluğu gibi süreçler işimizi yavaşlatıyor. Operasyonel tarafta ise ürünlerin ayar raporu için Darphane'ye sevk edilmesi mecburiyeti, özel ayar evi raporlarının kabul edilmemesi ve hatta ATA Karnesi ile yurt dışına götürülen ürünlerden dahi ayar raporu istenmesi büyük bir vakit ve maliyet kaybı yaratıyor."
"20 Milyar Dolarlık İhracat Potansiyelimiz Var"
Türk mücevher sektörünün güçlü üretim altyapısı, tasarım kabiliyeti ve yüksek katma değerli üretimiyle dünya pazarlarında önemli bir konuma sahip olduğunu belirten Özcan, yapısal sorunların çözülmesi halinde sektörün çok daha yüksek ihracat rakamlarına ulaşabileceğini ifade etti.
"Bugün dünyanın en büyük üçüncü mücevher üreticisiyiz. Mücevher sektörü kilogram başına ortalama 4 bin 500 dolar işçilik değeriyle Türkiye'nin en yüksek katma değer oluşturan sektörlerinden biridir. Göbeklitepe'den Çemberlitaş'a uzanan 10 bin yıllık bir geçmişin mirasını taşıyoruz. Önümüzdeki dört yıl için öncelikli hedefimizi, sektörde yaşanan ihracat düşüşünü tersine çevirmek ve üretim ile ihracatta Hindistan ve İtalya'nın ardından üçüncü büyük ülke konumumuzu kalıcı hale getirmek olarak belirledik. Kaybettiğimiz net ihracatçı unvanını geri kazanmak istiyoruz."
Özcan, sektörün önündeki yapısal engellerin kaldırılması halinde ihracatta çok daha yüksek rakamlara ulaşılabileceğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yol haritamızın ana hatlarını; ithalat kotaları, DİR kısıtlamaları ve vergi yükleri gibi darboğazları kamu otoriteleriyle koordineli çalışarak aşmak oluşturuyor. En büyük gücümüz olan 250 binin üzerindeki istihdamımızı koruyarak sektörümüzü hak ettiği zirveye tekrar taşıyacağız. Altın ithalatındaki kota başta olmak üzere üretimi ve ihracatı zorlaştıran yapısal engellerin kaldırılması halinde sektörümüzün 20 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabilecek potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz."
Altın Esaslı Muhasebe Talebi
Sektörün finansal yapısının korunabilmesi için "Altın Esaslı Muhasebe" sistemine geçilmesinin kritik önem taşıdığını ifade eden Özcan, mevcut muhasebe sisteminin şirket sermayelerini erittiğini dile getirdi.
"Şu anki düzende, altındaki kur veya enflasyon kaynaklı değer artışı 'kâr' olarak görülüp üzerinden vergilendirme yapılıyor, bu da şirketlerimizin fiziki sermayesini doğrudan eritiyor. Destekler konusunda ise mücevher sektörünün döviz dönüşüm desteğinden çıkarıldığını görüyoruz. Sektörün yeniden motive edilmesi ve sermayesinin korunması için altın esaslı muhasebenin yasalaşması ve kaldırılan döviz dönüşüm desteklerinin yeniden ihracatçılara sunulması en etkili çözüm olacaktır."
Mücevher İhracatçıları Birliği, altın ithalat kotasının gözden geçirilmesi, Dahilde İşleme Rejimi'ndeki kısıtlamaların kaldırılması ve sektörün finansal yapısını güçlendirecek düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle Türkiye'nin yeniden küresel mücevher ticaretinde güçlü bir ihracatçı konumuna ulaşabileceğini vurguluyor.